Sonra bunun ardından kalpleriniz yine katılaştı; taş gibi, hat- ta daha katı oldu. Çünkü taş vardır ki, içinden ırmaklar fış- kırır. Taş vardır ki yarılır da içinden sular çıkar. Taş da vardır ki, Allah korkusuyla (yerinden kopup) düşer. Allah, yaptık- larınızdan hiçbir zaman habersiz değildir.
Melekler, “Seni bütün eksikliklerden uzak tutarız. Senin bize öğrettiklerinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Şüphesiz her şeyi hakkıyla bilen, her şeyi hikmetle yapan sensin” dediler.
Karşılığında nefislerini sattıkları şeyi kıskançlıkları sebebiyle Allah’ın, kullarından dilediğine lütfuyla indirdiği vahyi inkâr etmeleri ne kötüdür! Bu yüzden gazap üstüne gazaba uğradılar. İnkâr edenlere alçaltıcı bir azap vardır.
Hz. Âişe’nin (ra) naklettiğine göre, Hz. Peygamber (sav) şöyle demiştir: “Allah’ım! Bizlere Mekke’yi sevdirdiğin gibi, ondan daha da fazla Medine’yi sevdir...” (B6372 Buhârî, Deavât, 43)
Allah’ın Resûlü Medine’de bir iskân siyaseti de takip etti. Ensar dan Selimeoğulları, şehrin varoşlarından şehrin kalbi olan Peygamber Mescidi’nin yanına taşınmak istediler. Peygamber Efendimiz Medine’nin tenhalaşmasını, bir yerde nüfus yoğunlaşırken diğer bölgelerde nüfusun azalmasını, dolayısıyla şehrin bir noktaya yığılmasını istemiyor ve “Sizler ayak izlerinizin sevabını dikkate almıyor musunuz?” buyurarak bu isteği geri çeviriyordu.48 Bu olayın ardından, “Biz onların ayak izlerini kaydediyoruz.” âyeti49 inmişti.
Allah Resûlü, nezaket ve saygı kuralları üzerinde o kadar durmuştur ki “Şeytan bu topraklarınızda kendisine tapınmanızdan umudunu kesti. Fakat o birbirinizi rencide edecek davranışlarınızdan hâlâ büyük haz alıyor.” diyordu.51 Nitekim sahâbenin ileri gelenleri de aynı hassasiyeti korumuştur. Abdur rahman b. Avf, Halife Ömer’e hac dönüşünde konuşmasını Mina’da değil, Medine şehrine girdikten sonra yapmasını salık verir. “Çünkü” der, “hac nedeniyle Mina’da eğitimsiz kalabalıklar toplanır.” Oysa halifenin hicret ve sünnet yurdu olan Medine’de yapacağı bir konuşma, fıkıh ehline, seç kin insanlara hitap edecektir. Hz. Ömer de “Zaten öyle yapacağım, endi şelenme.” diye cevaplar.52
Sahâbe ve tâbiîne göre Medine’den ayrılmak, bir kusur sayılırdı. Haccâc, Hz. Osman’ın şehid edilmesinden sonra Medine’yi terk ederek Rebeze’ye yerleşen ve orada evlenip çoluk çocuğa karışan Seleme b. Ekva’a, “Medine’yi bırakıp geri döndün, bedevîleştin.” diye sitem etmektedir. Sele 352 HADİSLERLE İSLÂM TARİH VE MEDENİYET-II me kendini savunur, “Hayır, Peygamber çölde yaşamam konusunda bana özel izin verdi.” diye.53
Medine, maddî ve mânevî irfan unsurlarının birleştiği yerdir. Pey gamber Efendimiz orada mekân olgusundan yola çıkarak maddî yetkesi ni, mânevî yetkesiyle harmanlamıştır. O, “Evimle minberim arasında cennet bahçelerinden bir bahçe vardır. Minberim, havz-ı kevserimin üzerindedir.” der ken54 ılgın ağacından yapılmış bir minberi,55 insanları birleştiren, dünya ve âhiret dengesini kuran ve nihayet her basamağı ile âdeta insanlığı ötele re taşıyan56 ve mânânın nüfuz ettiği temsilî bir şehire dönüştürmüştür. Her hasat döneminde Medineliler, turfanda meyveyi Allah’ın Resûlü’ne getirir. O ise, “Allah’ım! Meyvelerimizi bereketlendir, Medine’de bize bolluk ver, ölçü ve tartımızı bize bereketli kıl...” diye dua ederdi. Sonra orada bulunan en küçük çocuğa bu meyveyi vererek57 bir şenlik havası oluştu rurdu. Kuşkusuz onun bu gibi davranışları şehre bir kimlik kazandırmış ve şehrin kültürünün inşasında çok etkili olmuştur. Efendimiz, ahaliye Medine’nin nimetine olduğu kadar mihnet ve sıkıntısına da beraberce katlanılması gerektiğini hatırlatır.58 “Size zarar vermek isteyenler tuzun suda eridiği gibi yok olur.”59 diyerek moral verirdi onlara. “Pek yakında insanlar Medineli âlimlerden daha bilgili bir kimse bulamayacaklar.” diyerek60 burayı ilim merkezi olarak görmek isteğini belirtirdi. Suffe ile bunu hayata da ge çirdi. “Bütün ensar yurtlarında ve mahallelerinde hayır vardır.” diyerek61 şehri birbirine kenetledi.
Medine, imanın, dağına, taşına, kumuna, mimarisine sindiği şehirdir. Böylesi bir şehri ne maddî felâketler ne de mânevî tehlikeler etkiler. “Veba da giremez bu şehre, Deccâl de.”62 Küfür hâkim olsa yeryüzüne, “Yılanın, deli ğine girmesi gibi iman da Medine’ye çekilir.”63 Kâbe her şeyin başladığı ve her şeyin mihverindeki merkez olsa da Medine Mescidi, İslâm’ın teşekkül ettiği, sütunlarına Peygamber’in ve ashâbın kokusunun sindiği yerdir. Kim bilir Cibrîl kaç kez adım atmıştır oraya, kaç kez vahiy inmiştir mihrabına! İki şehir! Mekke ve Medine! Bunlar atom çekirdeğindeki proton ve nötron parçacıkları gibi İslâm çekirdeğinin iki sabit unsurudur. Efendimiz, kabile kültürünü yıkarken yerine iman ve ahlâk temeline dayalı bir şehir kültürü inşa etmiştir. Mekânı, Müslümanların algısının odağına yerleştir miştir. “Şüphesiz Allah, bu ayınızda, bu beldenizde, bugününüzün haram olduğu gibi kanlarınızı, mallarınızı ve ırzlarınızı birbirinize karşı haram kılmıştır.” buyu rurken64 bu mânâ, kulaklarımızdan gönlümüze akar.
Abdullah b. Adî b. Hamrâ’ (ez-Zührî) anlatıyor: “Resûlullah’ın (sav) Hazvere denilen mevkide durup şöyle buyurduğunu gördüm: ‘(Ey Mekke!) Vallahi sen Allah’ın en hayırlı ve Allah’a en sevimli olan beldesisin. Senden (zorla) çıkarılmış olmasaydım seni asla terk etmezdim.’” (T3925 Tirmizî, Menâkıb, 68; İM3108 İbn Mâce, Menâsik, 103)
İbn Abbâs şöyle demiştir: “Resûlullah’ın (sav) bayrağı siyah, sancağı ise beyazdı.” (İM2818 İbn Mâce, Cihâd, 20; N2869 Nesâî, Menâsikü’l-hac, 106)
İşte kalplerinde bir hastalık (nifak) bulunanların, “Başımıza bir felaketin gelmesinden korkuyoruz” diyerek onların ara sında koşup durduklarını görürsün. Ama Allah, yakın bir fe- tih veya katından bir emir getirir ve onlar içlerinde gizledik- leri şeye (nifaka) pişman olurlar.
Muğîre b. Şu’be’nin naklettiğine göre, Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Allah, annelere hürmetsizlik etmeyi, kız çocukları diri diri gömmeyi ve (vermeniz gereken şeyleri) vermeyip (hakkınız olmayan şeyleri) almayı size haram kılmıştır. Dedikodu etmeyi, (anlamsız) çok soru sormayı ve malı israf etmeyi ise sizin için hoş karşılamamıştır.” (B2408 Buhârî, İstikrâz, 19)
Sonra bunun ardından kalpleriniz yine katılaştı; taş gibi, hat-
ta daha katı oldu. Çünkü taş vardır ki, içinden ırmaklar fış-
kırır. Taş vardır ki yarılır da içinden sular çıkar. Taş da vardır
ki, Allah korkusuyla (yerinden kopup) düşer. Allah, yaptık-
larınızdan hiçbir zaman habersiz değildir.
El Gaffar
Melekler, “Seni bütün eksikliklerden uzak tutarız. Senin
bize öğrettiklerinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur.
Şüphesiz her şeyi hakkıyla bilen, her şeyi hikmetle yapan
sensin” dediler.
El Bais
Karşılığında nefislerini sattıkları şeyi kıskançlıkları sebebiyle
Allah’ın, kullarından dilediğine lütfuyla indirdiği vahyi
inkâr etmeleri ne kötüdür! Bu yüzden gazap üstüne gazaba
uğradılar. İnkâr edenlere alçaltıcı bir azap vardır.
Bakara Suresi
Ed Darr
Olgunluk çağına erişince, ona hikmet ve ilim verdik. İşte
biz, iyi ve yararlı işleri en güzel şekilde yapanları böyle
mükâfatlandırırız. Yusuf Suresi
El Muktedir
cennette şeytana sapan peygamberler
euzu dedirtenler
bir konu kötüye gidince isyan etmek hakkı tanıyanlar
özgürlüğün tanımını kitaplarda aratanlar
nedense beni
sanatçı sanıyor da (!)
Evet
insana zorla euzu dedirtirsen
ed dar er rahman
ed dar er rahim
ed dar el melik
ed dar el kuddüs
...
o zaman bir tek ben euzu demişim gibi oluyor
nesini anlamadınız ki bunun
?
Hz. Âişe’nin (ra) naklettiğine göre,
Hz. Peygamber (sav) şöyle demiştir:
“Allah’ım! Bizlere Mekke’yi sevdirdiğin gibi,
ondan daha da fazla Medine’yi sevdir...”
(B6372 Buhârî, Deavât, 43)
Allah’ın Resûlü Medine’de bir iskân siyaseti de takip etti. Ensar
dan Selimeoğulları, şehrin varoşlarından şehrin kalbi olan Peygamber
Mescidi’nin yanına taşınmak istediler. Peygamber Efendimiz Medine’nin
tenhalaşmasını, bir yerde nüfus yoğunlaşırken diğer bölgelerde nüfusun
azalmasını, dolayısıyla şehrin bir noktaya yığılmasını istemiyor ve “Sizler
ayak izlerinizin sevabını dikkate almıyor musunuz?” buyurarak bu isteği geri
çeviriyordu.48 Bu olayın ardından, “Biz onların ayak izlerini kaydediyoruz.”
âyeti49 inmişti.
Allah Resûlü, nezaket ve saygı kuralları üzerinde o kadar durmuştur
ki “Şeytan bu topraklarınızda kendisine tapınmanızdan umudunu kesti. Fakat o
birbirinizi rencide edecek davranışlarınızdan hâlâ büyük haz alıyor.” diyordu.51
Nitekim sahâbenin ileri gelenleri de aynı hassasiyeti korumuştur. Abdur
rahman b. Avf, Halife Ömer’e hac dönüşünde konuşmasını Mina’da değil,
Medine şehrine girdikten sonra yapmasını salık verir. “Çünkü” der, “hac
nedeniyle Mina’da eğitimsiz kalabalıklar toplanır.” Oysa halifenin hicret
ve sünnet yurdu olan Medine’de yapacağı bir konuşma, fıkıh ehline, seç
kin insanlara hitap edecektir. Hz. Ömer de “Zaten öyle yapacağım, endi
şelenme.” diye cevaplar.52
Sahâbe ve tâbiîne göre Medine’den ayrılmak, bir kusur sayılırdı.
Haccâc, Hz. Osman’ın şehid edilmesinden sonra Medine’yi terk ederek
Rebeze’ye yerleşen ve orada evlenip çoluk çocuğa karışan Seleme b. Ekva’a,
“Medine’yi bırakıp geri döndün, bedevîleştin.” diye sitem etmektedir. Sele
352
HADİSLERLE İSLÂM
TARİH VE MEDENİYET-II
me kendini savunur, “Hayır, Peygamber çölde yaşamam konusunda bana
özel izin verdi.” diye.53
Medine, maddî ve mânevî irfan unsurlarının birleştiği yerdir. Pey
gamber Efendimiz orada mekân olgusundan yola çıkarak maddî yetkesi
ni, mânevî yetkesiyle harmanlamıştır. O, “Evimle minberim arasında cennet
bahçelerinden bir bahçe vardır. Minberim, havz-ı kevserimin üzerindedir.” der
ken54 ılgın ağacından yapılmış bir minberi,55 insanları birleştiren, dünya
ve âhiret dengesini kuran ve nihayet her basamağı ile âdeta insanlığı ötele
re taşıyan56 ve mânânın nüfuz ettiği temsilî bir şehire dönüştürmüştür.
Her hasat döneminde Medineliler, turfanda meyveyi Allah’ın
Resûlü’ne getirir. O ise, “Allah’ım! Meyvelerimizi bereketlendir, Medine’de bize
bolluk ver, ölçü ve tartımızı bize bereketli kıl...” diye dua ederdi. Sonra orada
bulunan en küçük çocuğa bu meyveyi vererek57 bir şenlik havası oluştu
rurdu. Kuşkusuz onun bu gibi davranışları şehre bir kimlik kazandırmış
ve şehrin kültürünün inşasında çok etkili olmuştur. Efendimiz, ahaliye
Medine’nin nimetine olduğu kadar mihnet ve sıkıntısına da beraberce
katlanılması gerektiğini hatırlatır.58 “Size zarar vermek isteyenler tuzun suda
eridiği gibi yok olur.”59 diyerek moral verirdi onlara. “Pek yakında insanlar
Medineli âlimlerden daha bilgili bir kimse bulamayacaklar.” diyerek60 burayı
ilim merkezi olarak görmek isteğini belirtirdi. Suffe ile bunu hayata da ge
çirdi. “Bütün ensar yurtlarında ve mahallelerinde hayır vardır.” diyerek61 şehri
birbirine kenetledi.
Medine, imanın, dağına, taşına, kumuna, mimarisine sindiği şehirdir.
Böylesi bir şehri ne maddî felâketler ne de mânevî tehlikeler etkiler. “Veba
da giremez bu şehre, Deccâl de.”62 Küfür hâkim olsa yeryüzüne, “Yılanın, deli
ğine girmesi gibi iman da Medine’ye çekilir.”63 Kâbe her şeyin başladığı ve her
şeyin mihverindeki merkez olsa da Medine Mescidi, İslâm’ın teşekkül ettiği,
sütunlarına Peygamber’in ve ashâbın kokusunun sindiği yerdir. Kim bilir
Cibrîl kaç kez adım atmıştır oraya, kaç kez vahiy inmiştir mihrabına!
İki şehir! Mekke ve Medine! Bunlar atom çekirdeğindeki proton ve
nötron parçacıkları gibi İslâm çekirdeğinin iki sabit unsurudur. Efendimiz,
kabile kültürünü yıkarken yerine iman ve ahlâk temeline dayalı bir şehir
kültürü inşa etmiştir. Mekânı, Müslümanların algısının odağına yerleştir
miştir. “Şüphesiz Allah, bu ayınızda, bu beldenizde, bugününüzün haram olduğu
gibi kanlarınızı, mallarınızı ve ırzlarınızı birbirinize karşı haram kılmıştır.” buyu
rurken64 bu mânâ, kulaklarımızdan gönlümüze akar.
Abdullah b. Adî b. Hamrâ’ (ez-Zührî) anlatıyor: “Resûlullah’ın (sav)
Hazvere denilen mevkide durup şöyle buyurduğunu gördüm: ‘(Ey Mekke!)
Vallahi sen Allah’ın en hayırlı ve Allah’a en sevimli olan beldesisin. Senden
(zorla) çıkarılmış olmasaydım seni asla terk etmezdim.’”
(T3925 Tirmizî, Menâkıb, 68; İM3108 İbn Mâce, Menâsik, 103)
İbn Abbâs şöyle demiştir: “Resûlullah’ın (sav) bayrağı siyah, sancağı ise
beyazdı.”
(İM2818 İbn Mâce, Cihâd, 20; N2869 Nesâî, Menâsikü’l-hac, 106)
...
...
İşte kalplerinde bir hastalık (nifak) bulunanların, “Başımıza
bir felaketin gelmesinden korkuyoruz” diyerek onların ara
sında koşup durduklarını görürsün. Ama Allah, yakın bir fe-
tih veya katından bir emir getirir ve onlar içlerinde gizledik-
leri şeye (nifaka) pişman olurlar.
El Hakem
çocuklarınıza "la ilahe illallah" dedirtin
ailenize namazı tavsiye edin
... hadis bunlar
Muğîre b. Şu’be’nin naklettiğine göre, Hz. Peygamber (sav) şöyle
buyurmuştur: “Allah, annelere hürmetsizlik etmeyi, kız çocukları diri diri
gömmeyi ve (vermeniz gereken şeyleri) vermeyip (hakkınız olmayan şeyleri)
almayı size haram kılmıştır. Dedikodu etmeyi, (anlamsız) çok soru sormayı ve
malı israf etmeyi ise sizin için hoş karşılamamıştır.”
(B2408 Buhârî, İstikrâz, 19)