... çünkü yerle bir ediyoruz kozmetik sektörünün ve plastik cerrahinin başarı istatistiklerini.. üzülüyorum aslında iflâh edilemezliğimiz karşısındaki çâresizliklerine.. hem sonra çirkiniz diye ahmak da sanılıyoruz belli ki.. “ruhun güzel, görüntün detay” diye bir şeyler geveliyor güzeller.. sanki bir teselliyle avunabilirmişiz gibi..
çorbanın üzeri için kıtır ekmek güzel olur diye ekmekleri bölüp tepsiye, tepsiyi de fırına yerleştirip çalıştırmış, kızarana kadar geçecek sürede kitaba gömülmüştüm.. serinin kaçıncı kitabıydı hatırlamıyorum ama George Martin yine zirveye çıkarmış anlatıyı; kelimelerin kanatlarıyla fantastik topraklarda gezdiriyor, karakterlerini soyup ruhlarını tüm çıplaklığıyla ortalığa seriyor, kimisinden nefret ettiriyor, kimisine acındırıyor; okuyucuyu ele geçirmiş öyle kolay değil sıyrılıp kurtulmak.. vakit ne kadar geçmiş farkında değilim, fırını hatırlayıp mutfağa koşmuş ama geç kalmıştım.. göz gözü görmeyecek denli yoğun siyah bir duman mutfağı ele geçirmiş; koordinatları yanlış girilmiş bir bomba mutfağın ortasına düşmüş gibi..
sonrasını tahayyül etmek hiç zor değil..
tüm seriyi başka bir vukuat olmadan bitirmiş olsam da artık benim için A Game of Thrones, yanmış bir fırın, uzun süre çıkmayan yanık kokusu, ve karartılardan arındırılıp eski hâline getirilmesi günler süren bir mutfak temizliği demekti..
Kamu Spotu: fırın açıkken kitap okumayınız / kitap okurken fırın açmayınız..
insanın yüreğinde ezilmiş gül hüznü varken kahvaltıya tavada tereyağlı katmer yapmamalı bence ama yaptım.. "bu işte bir terslik var" duygusu ile yaptım.. parçalarımın birbirinden bu kadar habersiz çalışması can sıkıcı olmaya başladı.. üzerime giydiklerimden beterler; uyumsuz ve bihaber dünyadan.. ezilmiş gül hüznü var yüreğimde, diyorum; soğan kavurup salça eklenmeli bir yemek beklenmemeli benden.. yüreğin ile yemeğin bir alakası olmalı: daha arabesk acıların olduğu gün tarhana çorbası, dışarıda ıslanmış ama günün sonunda eve varmanın huzuru varsa mercimek çorbası, ama dünyaya dair hiç bir telaş yoksa meyveli yulaf yapılmalı mesela.. filmlerde üzgün karakterleri makarna yerken görüyorum, ana akımın kendi yas biçimini dayatma yöntemi mi bu bilmiyorum ama kremalı mantarlı makarna bugünün ruhuna uygun bir menü.. kararımı veriyorum.. ezilmiş gül hüznü var yüreğimde ama işler de birikmiş epeyce: dikilmeyi bekleyen kumaşlar, çizilmeyi bekleyen tek dilimli yapraklar ve salyangozlar, kırışıklıklarından uzaklaştırılması gereken çamaşırlar, köpüklenmesi gereken lavabolar.. Allah bitmeyen işlerin de belasını vermeli artık bence.. ezilmiş gül hüznü var yüreğimde bugün hiç bir şey yapmasam, bir köşeye oturup hiç konuşmasam.. bir müziğin tınısında zâyi olsam, diyorum ama spotify premium olmadığım için şarkı seçme ve atlama hakkımın bittiği bildirimi veriyor, cüzdanımdaki son kuruşa da göz dikmiş tüketim sektörünün de umrunda değil yani yüreğim.. biraz daha içime çöküyorum..
ezilmiş gül hüzn...........
hay senin yağmuruna da, gülüne de, yüreğine de.. yıldım ezilmişliğinden.. kalkıyorum kuru fasulye yapıyorum, yanına da ayran ve turşu
"sen sus, gözlerin konuşsun" diyorlar sesime maruz kalanlar.. haklılar, sesim kötü çünkü.. ama öyle de söylenmez ki, ağlak değilim diye mi bana taş muâmelesi yapıyorsunuz .. günâhtır yâhu.. ben de işi yüzsüzlüğe vuruyorum; ilahilerden popa, rapten türkülere öyle bir geçişim var ki, şaşar kalırsınız.. repertuarımın genişliğine hayret ediyorlar, övünüyorum biraz kendimle.. zaten övünecek pek bi şeyim yok; bırakın da söyleyeyim diyorum.. hira-i zerdüş' e eşlik ediyorum bu ara.. "sen gülümse bir yol bulurum" diyor ve bu, duymaya ihtiyaç duyduğum tek şeymiş gibi, dinliyorum tekrar ve tekrar.. dinleyin siz de.. belki birinin gülümsemesi size mücâdele edecek gücü verir, belki dağ olursunuz da yaslanırlar size.. öyle şeyler işte.. ne bileyim.. hiç anlamadığım mevzular..
bir su terazisi aldığım haberi tüm ailede yayılıp benimle hunharca dalga geçilmesinin üzerinden henüz çok vakit geçmemiş olması yeni bir dalga konusu olma cesaretini göstermeme engel oldu.. usulca bıraktım, çıktım arkama bakmadan..
... çünkü
yerle bir ediyoruz
kozmetik sektörünün ve plastik cerrahinin
başarı istatistiklerini..
üzülüyorum aslında
iflâh edilemezliğimiz karşısındaki çâresizliklerine..
hem sonra
çirkiniz diye ahmak da sanılıyoruz
belli ki..
“ruhun güzel, görüntün detay” diye
bir şeyler geveliyor
güzeller..
sanki bir teselliyle avunabilirmişiz gibi..
hı hı
anlıyoruz merak etme
evet evet
aynen..
... uzun yıllar evvel..
çorbanın üzeri için kıtır ekmek güzel olur diye
ekmekleri bölüp tepsiye, tepsiyi de fırına yerleştirip çalıştırmış,
kızarana kadar geçecek sürede kitaba gömülmüştüm..
serinin kaçıncı kitabıydı hatırlamıyorum ama
George Martin yine zirveye çıkarmış anlatıyı;
kelimelerin kanatlarıyla fantastik topraklarda gezdiriyor,
karakterlerini soyup ruhlarını tüm çıplaklığıyla ortalığa seriyor, kimisinden nefret ettiriyor, kimisine acındırıyor;
okuyucuyu ele geçirmiş
öyle kolay değil sıyrılıp kurtulmak..
vakit ne kadar geçmiş farkında değilim,
fırını hatırlayıp mutfağa koşmuş ama geç kalmıştım..
göz gözü görmeyecek denli yoğun siyah bir duman mutfağı ele geçirmiş; koordinatları yanlış girilmiş bir bomba mutfağın ortasına düşmüş gibi..
sonrasını tahayyül etmek hiç zor değil..
tüm seriyi başka bir vukuat olmadan bitirmiş olsam da
artık benim için A Game of Thrones,
yanmış bir fırın, uzun süre çıkmayan yanık kokusu,
ve karartılardan arındırılıp eski hâline getirilmesi günler süren bir mutfak temizliği demekti..
Kamu Spotu:
fırın açıkken kitap okumayınız /
kitap okurken fırın açmayınız..
... "ben genel olarak
senin varoluşunu bir şiir gibi görüyorum..
bana kalırsa sen selam verince bile şiirini yazıyorsun.."
dedi eski bir dost..
ve ben
kendimi gömmeye
bugün ara veriyorum..
... yağmur yağıyor şehrime
ve yine
"ezilmiş bir gül hüznü var yüreğimde.. "
insanın yüreğinde ezilmiş gül hüznü varken kahvaltıya tavada tereyağlı katmer yapmamalı bence ama yaptım.. "bu işte bir terslik var" duygusu ile yaptım.. parçalarımın birbirinden bu kadar habersiz çalışması can sıkıcı olmaya başladı.. üzerime giydiklerimden beterler; uyumsuz ve bihaber dünyadan..
ezilmiş gül hüznü var yüreğimde, diyorum;
soğan kavurup salça eklenmeli bir yemek beklenmemeli benden.. yüreğin ile yemeğin bir alakası olmalı:
daha arabesk acıların olduğu gün tarhana çorbası,
dışarıda ıslanmış ama günün sonunda eve varmanın huzuru varsa mercimek çorbası,
ama dünyaya dair hiç bir telaş yoksa meyveli yulaf yapılmalı mesela..
filmlerde üzgün karakterleri makarna yerken görüyorum,
ana akımın kendi yas biçimini dayatma yöntemi mi bu bilmiyorum ama kremalı mantarlı makarna bugünün ruhuna uygun bir menü.. kararımı veriyorum..
ezilmiş gül hüznü var yüreğimde
ama işler de birikmiş epeyce: dikilmeyi bekleyen kumaşlar,
çizilmeyi bekleyen tek dilimli yapraklar ve salyangozlar, kırışıklıklarından uzaklaştırılması gereken çamaşırlar, köpüklenmesi gereken lavabolar.. Allah bitmeyen işlerin de belasını vermeli artık bence..
ezilmiş gül hüznü var yüreğimde
bugün hiç bir şey yapmasam, bir köşeye oturup hiç konuşmasam.. bir müziğin tınısında zâyi olsam, diyorum
ama spotify premium olmadığım için şarkı seçme ve atlama hakkımın bittiği bildirimi veriyor,
cüzdanımdaki son kuruşa da göz dikmiş tüketim sektörünün de umrunda değil yani yüreğim..
biraz daha içime çöküyorum..
ezilmiş gül hüzn...........
hay senin yağmuruna da,
gülüne de, yüreğine de..
yıldım ezilmişliğinden..
kalkıyorum
kuru fasulye yapıyorum,
yanına da ayran ve turşu
var mı itirazı olan..
... adım
hiçbir caddeye,
hiçbir sokağa
verilmeyecek..
... sohbeti en risksiz ve sığ sulara sürmek
ve bile bile yüzeyde kalmak..
en sevdiğim,
en konforlu cehâletim..
... lâzım da
"sen sus, gözlerin konuşsun" diyorlar sesime maruz kalanlar.. haklılar, sesim kötü çünkü.. ama öyle de söylenmez ki, ağlak değilim diye mi
bana taş muâmelesi yapıyorsunuz .. günâhtır yâhu..
ben de işi yüzsüzlüğe vuruyorum; ilahilerden popa, rapten türkülere öyle bir geçişim var ki, şaşar kalırsınız..
repertuarımın genişliğine hayret ediyorlar, övünüyorum biraz kendimle.. zaten övünecek pek bi şeyim yok;
bırakın da söyleyeyim diyorum..
hira-i zerdüş' e eşlik ediyorum bu ara..
"sen gülümse bir yol bulurum" diyor ve bu,
duymaya ihtiyaç duyduğum tek şeymiş gibi,
dinliyorum tekrar ve tekrar..
dinleyin siz de.. belki birinin gülümsemesi
size mücâdele edecek gücü verir,
belki dağ olursunuz da yaslanırlar size..
öyle şeyler işte.. ne bileyim..
hiç anlamadığım mevzular..
... boğulmak için
bindiğiniz vapur batmaz,
hava soğuktur
ve siz denize atlayamazsınız..
... kampanyadaki kıl testere setini
almadığıma pişmanım..
bir su terazisi aldığım haberi tüm ailede yayılıp
benimle hunharca dalga geçilmesinin üzerinden
henüz çok vakit geçmemiş olması
yeni bir dalga konusu olma cesaretini göstermeme
engel oldu..
usulca bıraktım,
çıktım arkama bakmadan..
çok zor bir ândı
ama üstesinden geldim..
... "kendini çok şey sanmak" tan daha evlâ değil midir
"kendini bir şey sanmak"..
o kadar da haksız değil yani,
menfî ya da müspet
insan bir şeydir neticede..