...abimin "bacı, ne yiyip içiyorsan söyle, biz ondan yiyip içmeyelim" söyleminden yola çıkarak, böyle abudik gubidik böyle vıttırı zıttır böyle ıttırı zıttırı biri olduğum sonucuna varıyorum..
ben de isterdim kendimi afili cümlelerle izâh edeyim ama içerik bu kadar, ne yapalım bazı şeyler nasip işi..
... trafikte, yol ayrımlarında, kavşaklarda özellikle erkek sürücülere yol veriyorum.. küçük, zarif bir el hareketi ile "buyrun" diyorum; bir anda yüzlerde beliren o şaşkınlık, ardından gelen mahcûp bir tebessüm, havaya kalkmış bir el: “eyvallah”.. o ân öyle büyüyorum ki, hakkımızdaki tüm olumsuz yargıları tek başına geçersiz kılmaya yemin etmiş bir kahraman gibiyim âdeta; omuzumda bir pelerinim eksik.. sadece yol vermiyorum da koca bir algıyı yerinden oynatıyorum sanki.. erkek egemen bir alanda hayatta kalabilmek için verdiğim bu çaba, yaptığım bu fedâkârlık ne denilir ki
... bir uğraş içindeyken, sabitlemeye çalıştığım çivilerden birine takılan hırkamın ilmeği sökülür ve işte tam zamanıdır bir şiirle buluşmanın:
"...içimden dedim ilmeği kaçmış bir hayat bizimkisi.. .... nedir yalnız bize yakışan bu serüven bu serüven ki bizden biri yaptı sırtımızdaki hançeri.. "
... kitap okurken beethoven'dan 9. senfoniyi dinleyen biri var evde.. yemin ederim her tuş sesi kafama inen bir balyoz sanki.. piyano sesinden hazzetmememin açtığı entelektüel boşluğu keman dinleyerek kapatmaya çalışırken ruhumu paramparça ediyorum yok yere.. dahası içim de kıyılıyor.. şu durumda olacak şey mi.. midemin ruhumdan neden haberi yok, kınıyorum kendisini.. ama kınamak ikna edici bir doyma biçimi değilmiş, öğreniyorum.. kalkıp mutfağa gidiyorum kek çırpmaya; biraz portakal rendesi, biraz tarçın, biraz ceviz.. yağmur yağıyor, yağmurlu havalarda pencereden dışarı bakmak ve kek yapmak dışında başka ne yapar ki insan hiç bilmiyorum.. bu kadar az şey bilerek nasıl yaşadım bu yaşıma kadar hayret ediyorum her defasında.. yaştan bahsedince de içime bir İsmet Özel ruhu kaçıyor yine : "Bu yaşa erdirdin beni, gençtim almadın canımı ....bir gençlik ölümü saklı kaldı bende.. " hava yağmurlu; ölmediğime hayıflanmak için ne kadar da uygun bir gün.. annem de hayıflanıyor mu acaba böyle şeylere.. çünkü telaşla çamaşır toplarken görüyorum onu her yağmur yağdığında.. onca çocuk, kolay değil tabii.. hayıflanmak da boş insan işiymiş vallahi.. şimdi anladım.. ama hava yağmurlu ve göğsümün göğünde kara bulutlar yine..
... içimde işler çok karışık yine bir kapı.. ben o kapının maliki ama aynı zamanda kendi kapımın bendesi, kulu, kölesi.. mahkemeler kuruyor, kendimi yargılıyor, kurbanlar veriyorum kendime.. hükmünü ben veriyorum her suçumun, suçum da kendime karşı üstelik.. cellat ben, kurban ben. bir unutuluşa mahkum ediyorum ki kendimi unutan da benim üstelik.. kaçıyorum kendimden, kayboluyorum kendimde başım dönüyor nefes nefes kalıyorum yine dar sokaklarımda mevsimler değişiyor her an, üşüyorum, çok üşüyorum sonra bir fırtınaya tutuluyorum yine her yer darmadağınık.. düşüyorum dizlerim üzerine "nasıl toparlayacağım ben şimdi içimi tekrar.. " yetişemiyorum da zaten kendime ha gayret diyorum son bir köşe başı ellerimi güneşe siper edip koşuyorum ciğerlerimdeki son solukla oradayım işte orada yakalanıyorum yine kendime gülümserken aynadaki cesedime.. kızıyorum, tutup omuzlarımdan silkeliyorum kendimi bak gözlerime diyorum, bak kendinin içine gözlerim cehennemden birer çukur kendime.. bir ağlamak tutuyor beni, hıçkıra hıçkıra üstüm başım gözyaşı.. gömdüğüm her kendim dirilir gibi kalkıyor her biri yerinden, üstüm başım toz, ben perişan.. burası gittikçe kalabalıklaşıyor, içimde mahşer tüm bakışlar üzerimde görmezden geldiğim, yok saydığım, kurban verdiğim her ben yürüyorlar üzerime üzerime izin verin soluklanayım n'olur hesap veremem ki ben her birinize tamam ben esirgedim sizden ama siz esirgemeyin merhameti benden.. duyuramıyorum, kalabalık yutuyor sesimi onlarca el uzanıyor üzerime kalbim yerinden ha çıktı ha çıkacak bağı çözülüyor dizlerimin bir el yakalıyor beni omuzumdan bir el sarsıyor beni tüm gücüyle
"uyan, uyan kabus görüyorsun! "
aydınlığa açıyorum gözlerimi derin bir "ohh" yine kurtuldum kendimden..
...abimin "bacı, ne yiyip içiyorsan söyle,
biz ondan yiyip içmeyelim" söyleminden yola çıkarak,
böyle abudik gubidik
böyle vıttırı zıttır
böyle ıttırı zıttırı biri olduğum
sonucuna varıyorum..
ben de isterdim
kendimi afili cümlelerle izâh edeyim ama
içerik bu kadar, ne yapalım
bazı şeyler nasip işi..
... trafikte, yol ayrımlarında, kavşaklarda
özellikle erkek sürücülere yol veriyorum..
küçük, zarif bir el hareketi ile "buyrun" diyorum;
bir anda yüzlerde beliren o şaşkınlık,
ardından gelen mahcûp bir tebessüm,
havaya kalkmış bir el: “eyvallah”..
o ân öyle büyüyorum ki,
hakkımızdaki tüm olumsuz yargıları
tek başına geçersiz kılmaya yemin etmiş
bir kahraman gibiyim âdeta;
omuzumda bir pelerinim eksik..
sadece yol vermiyorum da
koca bir algıyı yerinden oynatıyorum sanki..
erkek egemen bir alanda hayatta kalabilmek için
verdiğim bu çaba, yaptığım bu fedâkârlık
ne denilir ki
Allah benden râzı olsun.. âmin..
... bir uğraş içindeyken,
sabitlemeye çalıştığım çivilerden birine takılan hırkamın ilmeği sökülür
ve işte tam zamanıdır bir şiirle buluşmanın:
"...içimden dedim
ilmeği kaçmış bir hayat bizimkisi..
....
nedir yalnız bize yakışan bu serüven
bu serüven ki
bizden biri yaptı sırtımızdaki hançeri.. "
... kitap okurken beethoven'dan 9. senfoniyi dinleyen biri var evde.. yemin ederim her tuş sesi kafama inen bir balyoz sanki.. piyano sesinden hazzetmememin açtığı entelektüel boşluğu keman dinleyerek kapatmaya çalışırken ruhumu paramparça ediyorum yok yere.. dahası içim de kıyılıyor.. şu durumda olacak şey mi.. midemin ruhumdan neden haberi yok, kınıyorum kendisini.. ama kınamak ikna edici bir doyma biçimi değilmiş, öğreniyorum.. kalkıp mutfağa gidiyorum kek çırpmaya; biraz portakal rendesi, biraz tarçın, biraz ceviz.. yağmur yağıyor, yağmurlu havalarda pencereden dışarı bakmak ve kek yapmak dışında başka ne yapar ki insan hiç bilmiyorum.. bu kadar az şey bilerek nasıl yaşadım bu yaşıma kadar hayret ediyorum her defasında.. yaştan bahsedince de içime bir İsmet Özel ruhu kaçıyor yine :
"Bu yaşa erdirdin beni, gençtim almadın canımı
....bir gençlik ölümü saklı kaldı bende.. "
hava yağmurlu; ölmediğime hayıflanmak için ne kadar da uygun bir gün.. annem de hayıflanıyor mu acaba böyle şeylere.. çünkü telaşla çamaşır toplarken görüyorum onu her yağmur yağdığında.. onca çocuk, kolay değil tabii.. hayıflanmak da boş insan işiymiş vallahi.. şimdi anladım..
ama hava yağmurlu ve göğsümün göğünde kara bulutlar yine..
... içimde işler çok karışık yine
bir kapı.. ben o kapının maliki
ama aynı zamanda kendi kapımın bendesi,
kulu, kölesi..
mahkemeler kuruyor, kendimi yargılıyor,
kurbanlar veriyorum kendime..
hükmünü ben veriyorum her suçumun,
suçum da kendime karşı üstelik..
cellat ben, kurban ben.
bir unutuluşa mahkum ediyorum ki kendimi
unutan da benim üstelik..
kaçıyorum kendimden,
kayboluyorum kendimde
başım dönüyor
nefes nefes kalıyorum yine dar sokaklarımda
mevsimler değişiyor her an,
üşüyorum, çok üşüyorum sonra bir fırtınaya tutuluyorum
yine her yer darmadağınık..
düşüyorum dizlerim üzerine
"nasıl toparlayacağım ben şimdi içimi tekrar.. "
yetişemiyorum da zaten kendime
ha gayret diyorum son bir köşe başı
ellerimi güneşe siper edip
koşuyorum ciğerlerimdeki son solukla
oradayım işte orada
yakalanıyorum yine kendime
gülümserken aynadaki cesedime..
kızıyorum, tutup omuzlarımdan silkeliyorum kendimi
bak gözlerime diyorum, bak kendinin içine
gözlerim cehennemden birer çukur kendime..
bir ağlamak tutuyor beni, hıçkıra hıçkıra
üstüm başım gözyaşı..
gömdüğüm her kendim dirilir gibi kalkıyor her biri yerinden,
üstüm başım toz, ben perişan..
burası gittikçe kalabalıklaşıyor, içimde mahşer
tüm bakışlar üzerimde
görmezden geldiğim, yok saydığım, kurban verdiğim her ben
yürüyorlar üzerime üzerime
izin verin soluklanayım n'olur
hesap veremem ki ben her birinize
tamam ben esirgedim sizden
ama siz esirgemeyin merhameti benden..
duyuramıyorum, kalabalık yutuyor sesimi
onlarca el uzanıyor üzerime
kalbim yerinden ha çıktı ha çıkacak
bağı çözülüyor dizlerimin
bir el yakalıyor beni omuzumdan
bir el sarsıyor beni tüm gücüyle
"uyan, uyan kabus görüyorsun! "
aydınlığa açıyorum gözlerimi
derin bir "ohh"
yine kurtuldum
kendimden..
... " hayırsızın biriydi fikrimce
güldü mü cenazeye benzerdi.. "
kimse zahmet edip bir dörtlük bile yazmamış,
yazıklar olsun
tüm edebiyat câmiasına..
... ve unut beni..
... "Alnınızdan Nil geçiyor.
Demek ki alnınızdan ceylanlar su içiyor. "
... duvarıma alıntıladığım
"tanımak yerine tanımladığınız pasaklı kalbimden
çekin küfürlü ellerinizi "
sözüne biâen eklenmiş bir terim..
merak etmekte epey gecikmiş olsam da
kimdin acaba "İjn Bhu"..