... seni, ne cümle başında ne de kullanılman gereken başka bir yerde kullanmamam bu hayattaki en ısrarlı duruşum..
neden? çünkü sen bir "kural"sın ve ben, serkeş bir kural tanımazım..
kriminal tiplere "o da bir şey mi, ben edebiyat sitesinde büyük harfsiz cümle kuruyorum" deyince nereye kaçacaklarını şaşırıyorlar; öyle asi, öyle gözü kara bir çılgınım..
... hatırlıyorum; yer, sarı filtreli bir şehrin toprak damlı bir ev avlusu.. dedesi büyük ağacın gölgesinde üzüm yerken, henüz dört beş yaşlarında bir kız çocuğu "yek hebû, yek tune bû, ji Xwedê mezintir kes tune bû" diye başlayan bir masal anlatıyor başka çocuklara..
şimdi annesi ile aynı dili konuşamıyor o kız çocuğu..
... cehâletimin farkında oluşum zaten evrenin düzeni ve işleyişi hakkında konuşmama engel.. ama gel gör ki sadece biber dolması yapmak için hazırlanan iç ile biber sayısını bile tutturamamışım daha dün akşam.. bir kader tayini için iç ile aramızda yaşanan uzun bir sessizlikten sonra kalktım ve hiçbir edebî metne konu olamamasını dert edindiğim asma yaprağından medet umdum..
böyle bir denk getirememe başarısızlığından sonra kendimle göz göze gelmemek için aynalara bile bakamam bundan böyle..
... gördüm saçlarını ağır ağır tarardı.. belli ki saçlarında bir ihtimal vardı; belki yaşam değilse bile, âsuman kokulu bir hayâli taşırdı.. gördüm sonra saçlarını toprağından koparıp ellerini mezar yapanı gördüm..
... aynı havayı soluyorduk oysa;
siz nasıl oldu da bu kadar çok şey olabildiniz de
ben nasıl oldu da
olamadım
hiçbir şey..
... seni, ne cümle başında
ne de kullanılman gereken başka bir yerde kullanmamam
bu hayattaki en ısrarlı duruşum..
neden? çünkü sen bir "kural"sın
ve ben, serkeş bir kural tanımazım..
kriminal tiplere
"o da bir şey mi, ben edebiyat sitesinde büyük harfsiz cümle kuruyorum" deyince
nereye kaçacaklarını şaşırıyorlar;
öyle asi, öyle gözü kara bir çılgınım..
adımı tarihe küçük harflerle yazınız lütfen...
... kalabalığınızı kutsayarak yalnızlıktan
kurtulacağınızı sanıyorsunuz..
oysa
kutsadığınız tıklım tıklım kalabalığın
umrunda bile değilsiniz..
... çünkü
nehirler düşledin,
göl kenarında..
... kendi tellâllığımı yapmam.. zîra;
"Ehl olan kadrin bilür ben cevherim
medh eylemem"
(öhüümm..)
... hatırlıyorum;
yer,
sarı filtreli bir şehrin toprak damlı bir ev avlusu..
dedesi büyük ağacın gölgesinde üzüm yerken,
henüz dört beş yaşlarında bir kız çocuğu
"yek hebû, yek tune bû,
ji Xwedê mezintir kes tune bû" diye başlayan
bir masal anlatıyor başka çocuklara..
şimdi
annesi ile aynı dili
konuşamıyor
o kız çocuğu..
... cehâletimin farkında oluşum
zaten evrenin düzeni ve işleyişi hakkında konuşmama engel..
ama gel gör ki
sadece biber dolması yapmak için hazırlanan iç ile
biber sayısını bile tutturamamışım daha dün akşam..
bir kader tayini için
iç ile aramızda yaşanan uzun bir sessizlikten sonra
kalktım ve hiçbir edebî metne konu olamamasını dert edindiğim asma yaprağından medet umdum..
böyle bir denk getirememe başarısızlığından sonra
kendimle göz göze gelmemek için
aynalara bile bakamam
bundan böyle..
... "at vuruldu,
içim paramparça Rüveyda"
... gördüm
saçlarını ağır ağır tarardı.. belli ki saçlarında bir ihtimal vardı; belki yaşam değilse bile, âsuman kokulu bir hayâli taşırdı..
gördüm sonra
saçlarını toprağından koparıp
ellerini mezar yapanı
gördüm..
... bilakis
"beni anlama dedim, beni asla anlama
anlamak gizli kefendir doğu'da"