... genele aykırı atılan bir adımda, genelin aksine neşenin ya da hüznün biraz fazlasında "çocukluğunu yaşayamamış" teşhisini koymak için hazırda bekliyor psikoloji ordinaryüsleri.
hııı.. benim zamanında çok pahalıydı çocukluk. gücü yetmemiş bizimkilerin, alamamışlar. yazdım kenara da ona üzülmeye sıra gelmedi henüz.
... esintisiyle mest eden bir tepede, muhabbetlerine doyum olmayan cins-i lâtiflerden, "biraz yürüyüş" bahanesiyle uzaklaşıp kendi müziğinin tınısında zâyi olabilmek için;
... aile grubuna halamdan sesli mesaj: "hepinizi kahvaltıya bekliyorum."
davet çok güzel. kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olduğuna hepimiz kesinlikle inanıyoruz. tek sorun, halamın bizimle aynı şehirde yaşamıyor olması.
kuzenlerle toplandık; kahvaltı daveti için şehir değiştiriyoruz şu an. çünkü, kahvaltı teklifleri reddedilemez diye yazılı olmayan bir kural var ailede. reddedildiği takdirde başımıza felâketler geleceğine dair, kapı arkalarında fısıldanan köklü batıl inançlar falân. akşam yemeği daveti olsaydı, gitmezdik meselâ.
evet. bir kahvaltı davetine tav olur, gelirim. ama lütfen. bu fikri büyütmeyin.
... ırvin d. yalom'un nietzsche ağladığında kitabında okuduğum bir cümle önce beni sarsmış, sonra güce dair inancımı yeniden kurmuştu. kitabım kim bilir şimdi kimde. bu yüzden cümleyi birebir hatırlamıyorum; meâlen şöyleydi:
"ben, senin beni yendiğini sanmana izin verecek kadar güçlüyüm."
birinin kazandığını sanmasına izin verebilmek, insanın kendi üzerinde kurduğu hâkimiyetin en güçlü işaretlerinden biri olsa gerek.
ben her savaşı kazanmak istemiyorum. hangi savaşa hiç girmemem gerektiğini bilecek kadar güçlü olmak yeter bana.
... genele aykırı atılan bir adımda,
genelin aksine neşenin ya da hüznün biraz fazlasında
"çocukluğunu yaşayamamış" teşhisini koymak için
hazırda bekliyor psikoloji ordinaryüsleri.
hııı.. benim zamanında çok pahalıydı çocukluk.
gücü yetmemiş bizimkilerin, alamamışlar.
yazdım kenara da
ona üzülmeye sıra gelmedi henüz.
... tamam, tamam.
kapatırım ardımdan kapıyı;
karanlığım sızmaz içeri.
... harâmî var diye korku verirler.
benim ipek yüklü kervanım mı var?
... tas tas ışık dökünüyorum başımdan aşağı.
... esintisiyle mest eden bir tepede,
muhabbetlerine doyum olmayan cins-i lâtiflerden,
"biraz yürüyüş" bahanesiyle uzaklaşıp
kendi müziğinin tınısında zâyi olabilmek için;
oturacak değil, kaybolacak
bir bank arayışı.
... aile grubuna halamdan sesli mesaj:
"hepinizi kahvaltıya bekliyorum."
davet çok güzel.
kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olduğuna
hepimiz kesinlikle inanıyoruz.
tek sorun, halamın bizimle aynı şehirde yaşamıyor olması.
kuzenlerle toplandık; kahvaltı daveti için şehir değiştiriyoruz şu an.
çünkü, kahvaltı teklifleri reddedilemez diye yazılı olmayan bir kural var ailede.
reddedildiği takdirde başımıza felâketler geleceğine dair,
kapı arkalarında fısıldanan
köklü batıl inançlar falân.
akşam yemeği daveti olsaydı, gitmezdik meselâ.
evet. bir kahvaltı davetine tav olur, gelirim.
ama lütfen.
bu fikri büyütmeyin.
... o sessizliğin içinden
kuş sesleri, martı çığlıkları,
vapur homurtuları, araba kornaları,
aceleyle yürüyen bazı insanlar geçti.
... "acil cevap" notuyla,
otuzlarımda bir süre daha ikâmet etmek istediğimi
bildirdim zamana.
gelen cevap: "imkânlar dahîlinde"
o da benimle eğleniyor.
çok komik.
... ormanın içindeki tozlu patika yolda yürürken
birden,
altı yaşlarında bir kız çocuğu ile
eteklerimizi savura savura
nefesimiz tükenene kadar
cıstak cıstak koşmamız.
... ırvin d. yalom'un
nietzsche ağladığında kitabında okuduğum bir cümle önce beni sarsmış,
sonra güce dair inancımı yeniden kurmuştu.
kitabım kim bilir şimdi kimde. bu yüzden cümleyi birebir hatırlamıyorum; meâlen şöyleydi:
"ben,
senin beni yendiğini sanmana izin verecek kadar güçlüyüm."
birinin kazandığını sanmasına izin verebilmek,
insanın kendi üzerinde kurduğu hâkimiyetin en güçlü işaretlerinden biri olsa gerek.
ben her savaşı kazanmak istemiyorum.
hangi savaşa hiç girmemem gerektiğini bilecek kadar
güçlü olmak yeter bana.