... büyük büyük atalarımızın ateş başında konuşurken söylediği, rivâyet edilen bir söze göre, bir insanı gerçekten tanımak için onu uykusuz hâlimizle muhatap etmeliymişiz. o hâlimize sabreden kişi, ancak ve ancak, bizi gerçekten seven kişi olabilirmiş.
ben uydurdum ama çok mantıklı geldi. yarın yola kimlerle devam edeceğine karar vereceğin bir gün olacak.. :)
... bazı şiirleri anlamaya çalışmak matematik problemi çözmek gibi bir çaba gerektiriyor. ama mesele matematiğimin kötü olması değil.
işlem önceliği neydi, parantezi nasıl dağıtıyorduk, hangi kelime nereye atıf, hangi dize hangisini tamamlıyor, bu imge neyi karşılıyor, o iki kelime yan yana gelince ne oldu yani, benden ne anlamam beklendi?
son satıra geldiğimde koca şiirden bana kalan "şair burda ne demek istemiştir?" sorusu.
sanat sanat için midir, toplum için mi bilmem ama bazı şiirler kesinlikle benim için değil. okur ehliyetim bazı sınıflara yetmiyor sanırım..
... çevrem, yaz coşkusuna eşlik etmemi beklerken, ben soğuğa dair her şeyi..
trençkotları, atkıları, ellerimi kabanımın cebine saklayıp dolaşmayı, yağmura yüzümü tutmayı, üşümeyi, üşüdükçe hırkamla artan samimiyetimizi, bir çay bardağının sıcaklığında gevşemeyi, açılan pencereyle eve dolan serinliği, uzun akşamların bereketini ...
... tamam
bir sınav olmasın deyu
diğer uyuyanları da uyandır.
uykusuzluğuna
ve yan tesirlerine ortak et.
hepiniz beraber sersemleşin.. :)
... büyük büyük atalarımızın
ateş başında konuşurken söylediği,
rivâyet edilen bir söze göre,
bir insanı gerçekten tanımak için
onu uykusuz hâlimizle muhatap etmeliymişiz.
o hâlimize sabreden kişi, ancak ve ancak,
bizi gerçekten seven kişi olabilirmiş.
ben uydurdum ama çok mantıklı geldi.
yarın yola kimlerle devam edeceğine karar vereceğin bir gün olacak.. :)
... nemden, dertten, nazardan
uykusu kaçanları buraya alalım..
... çünkü
tanışıklığımızın on altıncı yılında,
yine de
"ya sen ne acayipsin
ne incesin
ne kadar naif, zarif, latif ve şahane bir şeysin"
dedi.
... bu gece
uyuyarak
birkaç saat sonrasına
fırlatmak isteyeceğim
günahım, suçum ve derdim yok.
... hımm
eceliyle öldü sanılıp
sıradan bir ölü muâmelesi görmemek için
kapıyı herkesin duyabileceği şekilde
çarpıp gitmek.. midir
galiba. herhalde. sanırsam
... bazı şiirleri anlamaya çalışmak
matematik problemi çözmek gibi bir çaba gerektiriyor.
ama mesele
matematiğimin kötü olması değil.
işlem önceliği neydi,
parantezi nasıl dağıtıyorduk,
hangi kelime nereye atıf,
hangi dize hangisini tamamlıyor,
bu imge neyi karşılıyor,
o iki kelime yan yana gelince ne oldu yani,
benden ne anlamam beklendi?
son satıra geldiğimde koca şiirden bana kalan
"şair burda ne demek istemiştir?"
sorusu.
sanat sanat için midir, toplum için mi bilmem ama
bazı şiirler kesinlikle benim için değil.
okur ehliyetim
bazı sınıflara yetmiyor sanırım..
... çevrem, yaz coşkusuna
eşlik etmemi beklerken,
ben
soğuğa dair her şeyi..
trençkotları, atkıları,
ellerimi kabanımın cebine saklayıp dolaşmayı,
yağmura yüzümü tutmayı,
üşümeyi, üşüdükçe hırkamla artan samimiyetimizi,
bir çay bardağının sıcaklığında gevşemeyi,
açılan pencereyle eve dolan serinliği,
uzun akşamların bereketini
...
susarak susarak
özlüyorum.
... şimdi kim bağışlayacak beni.
... ne mutlu bana ki
hiç o kadar büyük olmaya meyletmedim.
büyük olan Allah.
O affetsin.