Hayat, Yaradan’ın bizim için hazırladığı öyle bir yolculuk ki içinde çeşit çeşit duygu, olay ve deneyim var. Sevinçler kadar sınavlar, üzüntüler kadar başarılar... Pes etmeyi de öğreniyoruz, bırakmayı da... Ama bir şey hep baki kalıyor: Yaşam yolculuğuna serpiştirilmiş güzelliklerin farkında olmak ve onlara şükretmek.
Burada, bu anın içinde olmayı seviyorum. İçimi sızlatan hatıralar ve gözlerimin gördüğü her türlü acıya rağmen... Yine de seviyorum pencere pervazına oturup gökyüzünü izlemeyi. Başımın üzerinden süzülen kuşların kanatlarında, bana taşınan bir nevi huzur var. Martılar dans ederken, ellerimde bir kupa sıcak içeceğin tarçın kokusuyla mest oluyorum. Gökyüzü şovunu sunarken, ruhumun derinliklerinde hissettiğim o sakin mutluluk, tarifsiz.
Bu dünyanın içine serpiştirdiğin her şey için şükürler olsun Allah’ım. Tarçın kokusundan kuşların gölgesine, gökyüzünün mavisinden içtiğimiz çayın sıcaklığına... Her biri birer hediye. Ama en çok da sevdiklerimiz bir hediye. Ve işte o yokluklarına denk geldiğimizde kalplerimiz burkuluyor. Hüznümüzü, yalnızlığımızı Senin verdiğin sevgiyle teselli et. Zira sevgi de Senin armağanın. Kalplerimiz Seninle sakinleşsin, Seninle şükretsin.
Yaşam yolculuğumuzun havuzuna atılmış her bir damla su, bizi biz yapıyor. Tarçın kokusuyla sarılmış bir fincan çay gibi sıcacık bir hayat diliyorum herkes için. Sevgiyle dolu, hüzünleriyle bile kıymetli...
Hayatın yollarında ilerlerken, kimi zaman karşılaşılan fırtınalar, niyetleri halis olmayan insanların kıskançlıklarından, çekememezliklerinden ya da zarar verme arzularından doğar. Onların hırsları, güneş gibi parlayan bir başarıyı veya huzuru gölgelemek adına çevredeki rüzgarı büyütür ve başkalarının ışığını söndürmeye çalışır.
“Fırtınada yürümeyi öğrenen insanlar” bilirler ki; mücadele zor olabilir, evet, ama huzuru bulmak fırtınadan kurtulup güneşe ulaşmak değildir! İşte bu farkındalık, kişinin kendi rengini ve direncini tanımasını sağlar. Çünkü unutmamalıdır ki huzur, dışarıdan gelen rüzgarlarda değil, kişinin kendi içindeki “sükûnet”tedir! Bu sükûnet, insanın renklerini tanımasını, sabrını ve direncini keşfetmesini sağlar.
O halde, kimseye zarar vermeden, masumiyetle omuzda taşınan yüklere rağmen yürüyebilen insan, hem bu manzarayı hem de “kendi omzundan öpebilmeli!” Çünkü bu yollar, sadece ayak izleriyle değil, “yürekteki izlerle” de anlam kazanır.
Şimdi yazmam gereken şeyler, üstünü karalamam gereken yazılar var! Sen fark etmediğimi zannediyordun, ben ciğerim yana yana görmezden geliyordum. Ve... Bilsinler ardında bıraktığım kırıntılarımın pişmanlığıma sadaka olduğunu, demli acılarımı limanda boğmaya gidiyordum. Bundan böyle boğulmak yerine limanda güneşlenmeyi seçerek...
Belki de fırtına yıkmak için değil, sizi başka bir yere taşımak içindir. Düşünceleriniz, kaderinizin rotasını çizer. Ne düşünürseniz, cevabınız da o olur; yaşayacağınız da.
Sıla’nın hikayesi, hayatın getirdiği fırtınalara karşı dimdik duran bir kadının yaşam mücadelesi. Fırtınanın sizi taşıdığı yere şahit olmak isterseniz, bu yolculuğa siz de katılın.
Hayat fırtınalarla dolu, evet... Ama unutmayın, o fırtınada size şemsiye tutan insanlar da var.
Sıla için bu yazılanlar bir sosyal mesaj değil; yaşadığı sahnelerin perde arkasından değil, bizzat içinden yükselen bir ses. Çaresizliğin nasıl yakıcı bir şey olduğunu bilen Sıla, size yalnızca umudu değil, mücadeleyi ve sabrın gücünü anlatıyor.
Bu kitap, asla pes etmeyen bir kalbin ve inançla hayata tutunan bir ruhun hikayesidir. Çünkü düşüncelerimizi olumlu tuttuğumuzda, en sert fırtınada bile güneş doğar.
Dün paylaşım yapan arkadaşımız burada ki yorumu kendisi silmeyip, Antoloji tarafından silinmişse eğer, madem o kadar takip sistemleri var, bir çok gereksiz ve rahatsız edici konuları da görmüş olsalardı, diyor yazıyı aşağıya bırakıyorum, görmüş olacağız, yorumları kim siliyor.
Yıllar önce Nazım Hikmet, Yaşar Kemal, Ahmet Arif gibi büyük şairlerimizin şiirlerini okumak için Antoloji sitesine yönlendirilirdim. O zamanlar burada üye olup şiirlerin paylaşılacağı hakkında bilgim yoktu ve şiirler konusunda fazla deneyimim de yoktu. Ancak zamanla, burada paylaşılan şiirlerin yanı sıra, diğer kullanıcıların tavırları ve üsluplarının beni rahatsız etmeye başladığını fark ettim. Özellikle tartışmalar, bağıran ve kavga eden insanlar, hayatımda hiç izlemeyi tercih etmediğim televizyon programlarına benzemeye başladı.
Yorumlar çoğunlukla şiirin kendisinden çok, hayatla ilgili başka düşüncelere kayıyor. İnsanlar, şiirlerin ardındaki duygulardan çok, kendi fikirlerini yaymak için bu platformu kullanıyorlar. Bu düşünce kirliliğine maruz kalmamak adına bazı kararlar aldım. Eskiden olduğu gibi sadece şiirlerimi yükleyecek ve sevdiğim şiirleri okuyarak çıkacağım. Burada herkes istediği şekilde oyununu oynayabilir, ancak ben, bu karmaşadan uzak durarak, şiirle olan ilişkimi sade ve derin tutmaya karar verdim.
Ayrıca, günün şiirleri konusunda da Antoloji sitesinin takip sisteminin kalitesiz olduğunu düşünüyorum. Şu anda takip mekanizması olmadığı belli, çünkü birçok değerli şair ve şiir varken, özel günlerde bile seçici olmayan bir sistem mevcut. Bu sistemin düzeltilmesi gerektiğine inanıyorum, çünkü şiir ve şairlere hak ettiği değerin verilmesi önemli.
Toprak Ana, her daim varlığını hissettirdiğin, her nefeste gücünü iliklerimize kadar hissettiğimiz. Sadece yaşamı sürdüren değil, aynı zamanda bizlere sabrı, direnci ve dinginliği öğreten bir öğretmen gibi her zaman yanımızda oldun. Tüm emeğin ve fedakarlığın için minnettarız, çünkü seninle büyüyüp gelişiyoruz, senin topraklarında var oluyoruz. Teşekkürler, her zaman bizlere hayat veren, koruyansın.
Bu inanç ve kuvvetle Türk milleti, her zaman duruşunu korumalıdır. Vatanımız, farklı düşüncelere sahip topluluklar tarafından parçalara ayrılmaya çalışılmakta, ancak bunun önüne geçmek için sağduyu ve birlik içinde olmalıyız. Gözlemlediğimde, insanlar sadece birbirlerine taş atmakla meşgul oluyorlar.
Ancak unutmamalıyız ki, vatan bütündür ve bu bütünlüğü hem dini inançlarımız hem de Cumhuriyet değerleriyle korumalıyız. Bir kişinin düşüncesiyle hakim olunan bir yer değil; Vatanımızda camilerimizden yükselen ezan sesleri, gökyüzünde dalgalanan bayrağımız, dini bayramlarımızdaki coşkumuz ve Ramazan ayındaki mutluluğumuz, resmi bayramların kutlanmasındaki sevincimiz hep aynı şekilde devam etmelidir.
Bu mirası yıllar öncesinden devraldık ve ondan sonra da bu gelenekler, coşkular, değerler daima süregelsin.
Tarçın Kokulu Muhabbetler
Hayat, Yaradan’ın bizim için hazırladığı öyle bir yolculuk ki içinde çeşit çeşit duygu, olay ve deneyim var. Sevinçler kadar sınavlar, üzüntüler kadar başarılar... Pes etmeyi de öğreniyoruz, bırakmayı da... Ama bir şey hep baki kalıyor: Yaşam yolculuğuna serpiştirilmiş güzelliklerin farkında olmak ve onlara şükretmek.
Burada, bu anın içinde olmayı seviyorum. İçimi sızlatan hatıralar ve gözlerimin gördüğü her türlü acıya rağmen... Yine de seviyorum pencere pervazına oturup gökyüzünü izlemeyi. Başımın üzerinden süzülen kuşların kanatlarında, bana taşınan bir nevi huzur var. Martılar dans ederken, ellerimde bir kupa sıcak içeceğin tarçın kokusuyla mest oluyorum. Gökyüzü şovunu sunarken, ruhumun derinliklerinde hissettiğim o sakin mutluluk, tarifsiz.
Bu dünyanın içine serpiştirdiğin her şey için şükürler olsun Allah’ım. Tarçın kokusundan kuşların gölgesine, gökyüzünün mavisinden içtiğimiz çayın sıcaklığına... Her biri birer hediye. Ama en çok da sevdiklerimiz bir hediye. Ve işte o yokluklarına denk geldiğimizde kalplerimiz burkuluyor. Hüznümüzü, yalnızlığımızı Senin verdiğin sevgiyle teselli et. Zira sevgi de Senin armağanın. Kalplerimiz Seninle sakinleşsin, Seninle şükretsin.
Yaşam yolculuğumuzun havuzuna atılmış her bir damla su, bizi biz yapıyor. Tarçın kokusuyla sarılmış bir fincan çay gibi sıcacık bir hayat diliyorum herkes için. Sevgiyle dolu, hüzünleriyle bile kıymetli...
Yolun Yükü ve İçsel Sükûnet
Hayatın yollarında ilerlerken, kimi zaman karşılaşılan fırtınalar, niyetleri halis olmayan insanların kıskançlıklarından, çekememezliklerinden ya da zarar verme arzularından doğar. Onların hırsları, güneş gibi parlayan bir başarıyı veya huzuru gölgelemek adına çevredeki rüzgarı büyütür ve başkalarının ışığını söndürmeye çalışır.
“Fırtınada yürümeyi öğrenen insanlar” bilirler ki; mücadele zor olabilir, evet, ama huzuru bulmak fırtınadan kurtulup güneşe ulaşmak değildir! İşte bu farkındalık, kişinin kendi rengini ve direncini tanımasını sağlar. Çünkü unutmamalıdır ki huzur, dışarıdan gelen rüzgarlarda değil, kişinin kendi içindeki “sükûnet”tedir! Bu sükûnet, insanın renklerini tanımasını, sabrını ve direncini keşfetmesini sağlar.
O halde, kimseye zarar vermeden, masumiyetle omuzda taşınan yüklere rağmen yürüyebilen insan, hem bu manzarayı hem de “kendi omzundan öpebilmeli!” Çünkü bu yollar, sadece ayak izleriyle değil, “yürekteki izlerle” de anlam kazanır.
Huri Ç.
Yaşarken özlem duyduğun sevdiklerin,
Toprağın altına gittiklerinde,
Hangi şair şiir yazarsa yazsın,
Bu acıyı anlatamaz.
Ey Rabbim,
Sen kalbimi sakinleştir ve onu çok sev,
Zira dayanamam.
Her nefesin ardında bir yara,
Her hatıranın gölgesinde bir dua.
Bilir misin, Ali, yüreğim sensiz nasıl daralır,
Bir çiçek gibi kurur, toprağa karışır.
Sen yoksan gökyüzü sessiz,
Güneş donuk, yıldızlar kimsesiz.
Ey Rabbim, onu cennetinde barındır,
Kalbime sabır serp, özlemime teselli sun.
amin..amin ecmain.
Şimdi yazmam gereken şeyler, üstünü karalamam gereken yazılar var!
Sen fark etmediğimi zannediyordun, ben ciğerim yana yana görmezden geliyordum.
Ve...
Bilsinler ardında bıraktığım kırıntılarımın pişmanlığıma sadaka olduğunu, demli acılarımı limanda boğmaya gidiyordum. Bundan
böyle boğulmak yerine limanda güneşlenmeyi seçerek...
Avluda Yürüyen Gölgeler ~ Romanı
Fırtına size ne ifade ediyor?
Belki de fırtına yıkmak için değil, sizi başka bir yere taşımak içindir. Düşünceleriniz, kaderinizin rotasını çizer. Ne düşünürseniz, cevabınız da o olur; yaşayacağınız da.
Sıla’nın hikayesi, hayatın getirdiği fırtınalara karşı dimdik duran bir kadının yaşam mücadelesi. Fırtınanın sizi taşıdığı yere şahit olmak isterseniz, bu yolculuğa siz de katılın.
— Avluda Yürüyen Gölgeler Romanı
Sıla'nın Mesajı
Hayat fırtınalarla dolu, evet... Ama unutmayın, o fırtınada size şemsiye tutan insanlar da var.
Sıla için bu yazılanlar bir sosyal mesaj değil; yaşadığı sahnelerin perde arkasından değil, bizzat içinden yükselen bir ses. Çaresizliğin nasıl yakıcı bir şey olduğunu bilen Sıla, size yalnızca umudu değil, mücadeleyi ve sabrın gücünü anlatıyor.
Bu kitap, asla pes etmeyen bir kalbin ve inançla hayata tutunan bir ruhun hikayesidir. Çünkü düşüncelerimizi olumlu tuttuğumuzda, en sert fırtınada bile güneş doğar.
— Avluda Yürüyen Gölgeler Romanı
seyircisiydim gökkûbbenin, damıtılmış cemre düşmeden boşluğuma...
Avluda Yürüyen Gölgeler ~ Roman
Dün paylaşım yapan arkadaşımız burada ki yorumu kendisi silmeyip, Antoloji tarafından silinmişse eğer, madem o kadar takip sistemleri var, bir çok gereksiz ve rahatsız edici konuları da görmüş olsalardı, diyor yazıyı aşağıya bırakıyorum, görmüş olacağız, yorumları kim siliyor.
Yıllar önce Nazım Hikmet, Yaşar Kemal, Ahmet Arif gibi büyük şairlerimizin şiirlerini okumak için Antoloji sitesine yönlendirilirdim. O zamanlar burada üye olup şiirlerin paylaşılacağı hakkında bilgim yoktu ve şiirler konusunda fazla deneyimim de yoktu. Ancak zamanla, burada paylaşılan şiirlerin yanı sıra, diğer kullanıcıların tavırları ve üsluplarının beni rahatsız etmeye başladığını fark ettim. Özellikle tartışmalar, bağıran ve kavga eden insanlar, hayatımda hiç izlemeyi tercih etmediğim televizyon programlarına benzemeye başladı.
Yorumlar çoğunlukla şiirin kendisinden çok, hayatla ilgili başka düşüncelere kayıyor. İnsanlar, şiirlerin ardındaki duygulardan çok, kendi fikirlerini yaymak için bu platformu kullanıyorlar. Bu düşünce kirliliğine maruz kalmamak adına bazı kararlar aldım. Eskiden olduğu gibi sadece şiirlerimi yükleyecek ve sevdiğim şiirleri okuyarak çıkacağım. Burada herkes istediği şekilde oyununu oynayabilir, ancak ben, bu karmaşadan uzak durarak, şiirle olan ilişkimi sade ve derin tutmaya karar verdim.
Ayrıca, günün şiirleri konusunda da Antoloji sitesinin takip sisteminin kalitesiz olduğunu düşünüyorum. Şu anda takip mekanizması olmadığı belli, çünkü birçok değerli şair ve şiir varken, özel günlerde bile seçici olmayan bir sistem mevcut. Bu sistemin düzeltilmesi gerektiğine inanıyorum, çünkü şiir ve şairlere hak ettiği değerin verilmesi önemli.
Toprak Ana, her daim varlığını hissettirdiğin, her nefeste gücünü iliklerimize kadar hissettiğimiz. Sadece yaşamı sürdüren değil, aynı zamanda bizlere sabrı, direnci ve dinginliği öğreten bir öğretmen gibi her zaman yanımızda oldun. Tüm emeğin ve fedakarlığın için minnettarız, çünkü seninle büyüyüp gelişiyoruz, senin topraklarında var oluyoruz. Teşekkürler, her zaman bizlere hayat veren, koruyansın.
Minnettarım,
Huri Ç.
Bu inanç ve kuvvetle Türk milleti, her zaman duruşunu korumalıdır. Vatanımız, farklı düşüncelere sahip topluluklar tarafından parçalara ayrılmaya çalışılmakta, ancak bunun önüne geçmek için sağduyu ve birlik içinde olmalıyız. Gözlemlediğimde, insanlar sadece birbirlerine taş atmakla meşgul oluyorlar.
Ancak unutmamalıyız ki, vatan bütündür ve bu bütünlüğü hem dini inançlarımız hem de Cumhuriyet değerleriyle korumalıyız.
Bir kişinin düşüncesiyle hakim olunan bir yer değil;
Vatanımızda camilerimizden yükselen ezan sesleri, gökyüzünde dalgalanan bayrağımız, dini bayramlarımızdaki coşkumuz ve Ramazan ayındaki mutluluğumuz, resmi bayramların kutlanmasındaki sevincimiz hep aynı şekilde devam etmelidir.
Bu mirası yıllar öncesinden devraldık ve ondan sonra da bu gelenekler, coşkular, değerler daima süregelsin.
Huri Ç.