gözlerinin uçurumuna bakmayı göze aldım, o havasına güven olmaz kentin kış günü, üşümüyordum ve çıkıp iniyordum koşarak, o kaldırımları kırık dökük sokağın yokuşundan…, ne geçmişte gözüm vardı, ne de gelecekte; sağanak bir rahmet içime işliyordu, ve baygındım, ah;
/ve dikişleri yeni alınmıştı, gökyüzünün/
dünyanın; çizgili pijamasının beli sıkmıştı ki, gevşek bir don lastiği ile değiştirip, ayırmıştı gövdesini ikiye; /kuzey, güney, savaş, sıcak, soğuk, erkek, kadın, aşk/
dünya öyle kurallı ve tertipliydi ki, yoktu tahammülü hiç dağınıklığa, her şeyi planladı, kurguladı; ölçtü/biçti/tarttı ve; /denizlerin, ülkelerin, göğün, toprağın, aşkların, insanların, hayatın/ kenarlarına makine çekti ve kesti sarkan iplikleri,
dünyanın öyle usta elleri vardı ki, ve öyle güzel dikmişti ki herkesin göğünü kendine; /kimseye, bir başkasının göğündeki turnayı sevmek, hakkını tanımıyordu…,
oysa meşk, dudaklarındaki esrarlı cigarayla, özerkti dünyadan/ başına buyruk ihtilâl adımlarıyla, yürüdü; onun gök kubbesine, ve ama evet, dünyanın öyle usta elleri vardı ki, ve öyle güzel dikmişti ki herkesin göğünü kendine/ kimseye, bir başkasının göğündeki turnayı sevmek, hakkını tanımıyordu…;
oysa mey, dudaklarındaki esrarlı cigarayla özerkti dünyadan ve başına buyruk ihtilâl adımlarıyla; yürüdü, onun gök kubbesine, bir izmariti çiğner gibi, bir leşi tepeler gibi, bastı başına, kutupları ve ekvatoruna kadar, kirli postalarının izini bırakarak, had bildirdi atmosferine, ah;
ne diyordum; /ve, çaldı dünyanın makasını /ve, kesti sevdalı parmaklarıyla /ve, söktü iplikleri…;
öyle çok seviyorum ki seni, öyle çok; sensin benim güzel ve zarif turnam, ve yoktu, zahirin ne çizgisi, /ne sınırı, ne de minimal bir raconu, ah;
Ve öyle işte, öylesine bir kahvehaneden geç bir saatte eve gelip, öylesine bir hevesle, sevmeden, sevilmeden ve en acısı bir daha da sevilmeyeceğini kabullenerek, beş dakika canlı olduğunu hissetmek uğruna çoğalan insanlar...
müzik; vahşi ve hırçın olduğu kadar özgürlüğün kendisidir.... çünkü duyguları kafesinden salar... en gizli kederi bile utanmadan haykırma iznini verir insana.....öyle işte
Güzel olan ne varsa Biriktirip sana getireyim, Anlatayım istedim. "Durma uç o zaman." Kanat çırp sonsuzluğa, Benden çok uzaklara. Ama sen yine de "beni al", Kırık kanatlarımı iyileştir. Ve... "Bana uçmayı öğret." Bir kez daha, Eskisi gibi. Geri gel, Geri gel. Ve... "Beni, seni bize götür." Ne olur...15.02.2020
kendi ışığını unutturan biriyle birlikte olduğunu sanırsın, oysa ışıkların hiç sönmez… sadece onun aynasında daha da parlar. farkına bile varmadan büyürsün. İşte böylesi bütünlüktür, aşkın ayna oluşu. öyle işte...
hayatının bir döneminde rastladığın çapanın ağırlığı ile yavaşladığını zannederken halbuki bazen sadece fırtınada savrulmaman için orada olur.
dünya
gözlerinin uçurumuna bakmayı göze aldım,
o havasına güven olmaz kentin kış günü,
üşümüyordum ve çıkıp iniyordum koşarak,
o kaldırımları kırık dökük sokağın yokuşundan…,
ne geçmişte gözüm vardı, ne de gelecekte;
sağanak bir rahmet içime işliyordu,
ve baygındım,
ah;
/ve dikişleri yeni alınmıştı,
gökyüzünün/
dünyanın;
çizgili pijamasının
beli sıkmıştı ki,
gevşek bir don lastiği ile değiştirip,
ayırmıştı gövdesini ikiye;
/kuzey,
güney,
savaş,
sıcak,
soğuk,
erkek,
kadın,
aşk/
dünya öyle kurallı ve tertipliydi ki,
yoktu tahammülü hiç dağınıklığa,
her şeyi planladı, kurguladı;
ölçtü/biçti/tarttı ve;
/denizlerin,
ülkelerin,
göğün,
toprağın,
aşkların,
insanların,
hayatın/
kenarlarına makine çekti
ve kesti sarkan iplikleri,
dünyanın öyle usta elleri vardı ki,
ve öyle güzel dikmişti ki
herkesin göğünü kendine;
/kimseye,
bir başkasının göğündeki
turnayı sevmek,
hakkını tanımıyordu…,
oysa meşk,
dudaklarındaki
esrarlı cigarayla,
özerkti dünyadan/
başına buyruk ihtilâl adımlarıyla,
yürüdü;
onun gök kubbesine,
ve ama evet,
dünyanın öyle usta elleri vardı ki,
ve öyle güzel dikmişti ki
herkesin göğünü kendine/
kimseye,
bir başkasının göğündeki
turnayı sevmek,
hakkını tanımıyordu…;
oysa mey,
dudaklarındaki
esrarlı cigarayla
özerkti dünyadan
ve başına buyruk ihtilâl adımlarıyla;
yürüdü,
onun gök kubbesine,
bir izmariti çiğner gibi,
bir leşi tepeler gibi,
bastı başına,
kutupları ve ekvatoruna kadar,
kirli postalarının izini bırakarak,
had bildirdi atmosferine,
ah;
ne diyordum;
/ve,
çaldı dünyanın makasını
/ve,
kesti sevdalı parmaklarıyla
/ve,
söktü iplikleri…;
öyle çok seviyorum ki seni,
öyle çok;
sensin benim güzel ve zarif turnam,
ve yoktu,
zahirin ne çizgisi,
/ne sınırı,
ne de minimal bir raconu,
ah;
Ve öyle işte, öylesine bir kahvehaneden geç bir saatte eve gelip, öylesine bir hevesle, sevmeden, sevilmeden ve en acısı bir daha da sevilmeyeceğini kabullenerek, beş dakika canlı olduğunu hissetmek uğruna çoğalan insanlar...
müzik; vahşi ve hırçın olduğu kadar özgürlüğün kendisidir.... çünkü duyguları kafesinden salar... en gizli kederi bile utanmadan haykırma iznini verir insana.....öyle işte
DURMA UÇ O ZAMAN
Güzel olan ne varsa
Biriktirip sana getireyim,
Anlatayım istedim.
"Durma uç o zaman."
Kanat çırp sonsuzluğa,
Benden çok uzaklara.
Ama sen yine de "beni al",
Kırık kanatlarımı iyileştir.
Ve...
"Bana uçmayı öğret."
Bir kez daha,
Eskisi gibi.
Geri gel,
Geri gel.
Ve...
"Beni, seni bize götür."
Ne olur...15.02.2020
seni düşünüyordum
binlerce çeşitli rüzgârlara bulaşmış
kokuların ferahlığıyla...
yıllar bir gün gölgemizi sildiğin de yeryüzünde, bizden bir anı kalsın geleceğe,
insanlık gibi mesela...
...... öyle işte, varlığının Tanığı Ol...
kimi insan, karşılaşılmak için değil, hatırlanmak için gönderilir.
........ öyle işte
kendi iç sesimin kış uykusuydu, kalbimin gözleriyle,
.....ve rüzgâr, içimden geçenleri duyacak kadar yakındı.
öyle işte.....
böylesi güzel bir şehirde düşünecek daha iyi şeyler olmalı
.....öyle işte
kimi insan, karşılaşılmak için değil, hatırlanmak için gönderilir.
.......öyle işte
ve...insan kendini yalnız hissetmiyor, ruhuna yakın ruhların melodilerine dokunduğunda
öyle işte
.....
Ve...
bazı isimler, bazı ayların ruhuna yakışır.
buradaki yağmurun kalbinde sessizlik var. belki de gri, bu şehrin anlatamadığı duyguların rengi.
sırça köşkün eteğinde gün batımını izleyen kuşlar gibiyim…
senin manzaranı seyrederken,
öylesi kızıllığın içinde, öyle bahtiyar.
öyle işte.
kendi ışığını unutturan biriyle birlikte olduğunu sanırsın,
oysa ışıkların hiç sönmez…
sadece onun aynasında daha da parlar.
farkına bile varmadan büyürsün.
İşte böylesi bütünlüktür,
aşkın ayna oluşu.
öyle işte...
bazı zamanlar
rüzgâr değince saçlarıma
sen sanırım, gülümseyerek
öyle işte.
denize atılmış bir taş gibi,
içimde daire daire büyüyor sesin,
ve hiç susmayan bir yankıya dönüşüyor… öyle işte.
kalbimden, kalbine.
kimi insan, karşılaşılmak için değil, hatırlanmak için gönderilir.
kalbimden, kalbine
sevginin tüketildiği, dünyanın kuruduğu bu çağda,
isterim ki gönül havuzuna
damla damla dolsun aşkın özü.
kalbimden, kalbine
ve... bulutun taşıyamadığı yağmur, kalbimin kıyısına sığındı
ve...içimdeki gökyüzü, bugün biraz eksik maviden
İçim, yağmura dönmek isteyen bir bulut bugün
yalanın sesi yüksek çıkar çünkü hakikat mikrofona ihtiyaç duymaz
korku, kapıyı kilitler,
cesaret, aynı anahtarı çevirir.
uzak kentlerin göğünde paslı harfler uçuşuyordu,
sokak lambaları kendi gölgelerini yiyerek ışıyordu.
belki de bilimin yanıtlayamadığı tek şey
bir duygunun kaç ışık yılı sürdüğüdür.
yönünü kaybettiğinde HARİTA açma,
sessizleş.
çünkü içindeki pusula,
kimseye sormadan seni EVİNE götürür.
kalbimle,
Hayat da öyle değil mi?
Geçtiğimiz her sokak, hayatımıza bir renk bırakıyor.
Kiminin mavisi kalıyor üstümüzde,
kiminin yeşili…
Ve... arkadan usulca sesleniyor mu kelebekler?
“Rengim sana emanet...”
kalbimle,