Sonbahar da yaklaşıyor Darcy… yine tarçın kokulu salepler saracak avuçlarımızı. Ve... sen, o en hâlinle, bakacaksın gözlerimin harelerine… yine hiçbir şey söylemeden, şiirler okuyacak dudakların.
Bir gün insan, içinde biriktirdiği bütün cümleleri söylemekten vazgeçiyor. Kırgınlıklarını, özlemlerini, yarım kalmışlıklarını, söyleyemediği sözleri tek tek avuçlarından çıkarıp gökyüzüne bırakıyor. İçinde ne varsa artık senin değildir artık...Ve sen, ilk kez hiçbir şeyi yanında taşımadan yürürsün hayata....Öyle işte
Sevdiğin insan yanında oturur, eli masanın üzerinde durur; dokunmaya cesaret edemezsin. O birkaç santimlik mesafe, bir ömre sığmayan bütün duyguları anlatır.ama o birkaç santimin içinde söyleyemediğimiz bir ömür, yaşayamadığımız bir aşk vardır
gözlerinin uçurumuna bakmayı göze aldım, o havasına güven olmaz kentin kış günü, üşümüyordum ve çıkıp iniyordum koşarak, o kaldırımları kırık dökük sokağın yokuşundan…, ne geçmişte gözüm vardı, ne de gelecekte; sağanak bir rahmet içime işliyordu, ve baygındım, ah;
/ve dikişleri yeni alınmıştı, gökyüzünün/
dünyanın; çizgili pijamasının beli sıkmıştı ki, gevşek bir don lastiği ile değiştirip, ayırmıştı gövdesini ikiye; /kuzey, güney, savaş, sıcak, soğuk, erkek, kadın, aşk/
dünya öyle kurallı ve tertipliydi ki, yoktu tahammülü hiç dağınıklığa, her şeyi planladı, kurguladı; ölçtü/biçti/tarttı ve; /denizlerin, ülkelerin, göğün, toprağın, aşkların, insanların, hayatın/ kenarlarına makine çekti ve kesti sarkan iplikleri,
dünyanın öyle usta elleri vardı ki, ve öyle güzel dikmişti ki herkesin göğünü kendine; /kimseye, bir başkasının göğündeki turnayı sevmek, hakkını tanımıyordu…,
oysa meşk, dudaklarındaki esrarlı cigarayla, özerkti dünyadan/ başına buyruk ihtilâl adımlarıyla, yürüdü; onun gök kubbesine, ve ama evet, dünyanın öyle usta elleri vardı ki, ve öyle güzel dikmişti ki herkesin göğünü kendine/ kimseye, bir başkasının göğündeki turnayı sevmek, hakkını tanımıyordu…;
oysa mey, dudaklarındaki esrarlı cigarayla özerkti dünyadan ve başına buyruk ihtilâl adımlarıyla; yürüdü, onun gök kubbesine, bir izmariti çiğner gibi, bir leşi tepeler gibi, bastı başına, kutupları ve ekvatoruna kadar, kirli postalarının izini bırakarak, had bildirdi atmosferine, ah;
ne diyordum; /ve, çaldı dünyanın makasını /ve, kesti sevdalı parmaklarıyla /ve, söktü iplikleri…;
öyle çok seviyorum ki seni, öyle çok; sensin benim güzel ve zarif turnam, ve yoktu, zahirin ne çizgisi, /ne sınırı, ne de minimal bir raconu, ah;
Ve öyle işte, öylesine bir kahvehaneden geç bir saatte eve gelip, öylesine bir hevesle, sevmeden, sevilmeden ve en acısı bir daha da sevilmeyeceğini kabullenerek, beş dakika canlı olduğunu hissetmek uğruna çoğalan insanlar...
müzik; vahşi ve hırçın olduğu kadar özgürlüğün kendisidir.... çünkü duyguları kafesinden salar... en gizli kederi bile utanmadan haykırma iznini verir insana.....öyle işte
Güzel olan ne varsa Biriktirip sana getireyim, Anlatayım istedim. "Durma uç o zaman." Kanat çırp sonsuzluğa, Benden çok uzaklara. Ama sen yine de "beni al", Kırık kanatlarımı iyileştir. Ve... "Bana uçmayı öğret." Bir kez daha, Eskisi gibi. Geri gel, Geri gel. Ve... "Beni, seni bize götür." Ne olur...15.02.2020
Sonbahar da yaklaşıyor Darcy…
yine tarçın kokulu salepler saracak avuçlarımızı.
Ve...
sen, o en hâlinle, bakacaksın gözlerimin harelerine…
yine hiçbir şey söylemeden, şiirler okuyacak dudakların.
İhtimaller zincirini kır gitsin
Bir gün insan, içinde biriktirdiği bütün cümleleri söylemekten vazgeçiyor. Kırgınlıklarını, özlemlerini, yarım kalmışlıklarını, söyleyemediği sözleri tek tek avuçlarından çıkarıp gökyüzüne bırakıyor.
İçinde ne varsa artık senin değildir artık...Ve sen, ilk kez hiçbir şeyi yanında taşımadan yürürsün hayata....Öyle işte
?si=t7G8NPDhRXow0AvP
Bazı yalnızlıklar hâlâ yağmurdan sonraki toprak kokusunda saklı
Hâlâ bazı akşamlar, uzak bir şarkının içinden geçmiş zamanlar geçiyor.
böyle bir nasip için teşekkür ederim, kalmamış olsan bile... kalmamış olsan bile.
vedanın imzası
bırakkim kimin yanında durabilir,kim kimi sevebilir,kim hangi yolda yürüyebilirdiye kurallar yazsın.
ben senin adınıiçimde bir yere yazdım.
silinmesi için değil;
kimseye göstermedenorada yaşayabilmek için.
çünkü aşk bazeniki insanın birbirine kavuşması değildir.
bazenbütün dünyanın karşısındabir insanın içinden geçensessiz bir “sen”dir.
ve ben,
o “sen”in içindekendime aitbir ömür buldum.
Sevdiğin insanın yanında susabilmek… Söylenecek hiçbir şey kalmadığından değil, gözlerinin zaten her şeyi anlatmasından
Sevdiğin insan yanında oturur, eli masanın üzerinde durur; dokunmaya cesaret edemezsin. O birkaç santimlik mesafe, bir ömre sığmayan bütün duyguları anlatır.ama o birkaç santimin içinde söyleyemediğimiz bir ömür, yaşayamadığımız bir aşk vardır
sevdiğin elin masanın üzerinde biraz sana doğru yaklaşması…işte insan, koca bir ömrü tek bir santime sığdırabiliyor.
gölgelerin yan yana kavuşumu kadar güzel, bir insanın gözlerinde, kendine ayrılmış yeri bulmak.
birinin adını sessizce söylemek…
dünyanın en kalabalık yerinde bile insanın kendine ait bir odası olması gibi.
uzaklık adımların ulaşamadığı yer değil, sesin ulaşamadığı o dar aralıktır; o yüzden uzak insan, aynı gölgenin içinde bile ötekine.
rüzgârın da yorulduğunu gördüm.
O gün,
deniz dalga olmaktan vazgeçmişti.
H.Çalışkan
hayatının bir döneminde rastladığın çapanın ağırlığı ile yavaşladığını zannederken halbuki bazen sadece fırtınada savrulmaman için orada olur.
dünya
gözlerinin uçurumuna bakmayı göze aldım,
o havasına güven olmaz kentin kış günü,
üşümüyordum ve çıkıp iniyordum koşarak,
o kaldırımları kırık dökük sokağın yokuşundan…,
ne geçmişte gözüm vardı, ne de gelecekte;
sağanak bir rahmet içime işliyordu,
ve baygındım,
ah;
/ve dikişleri yeni alınmıştı,
gökyüzünün/
dünyanın;
çizgili pijamasının
beli sıkmıştı ki,
gevşek bir don lastiği ile değiştirip,
ayırmıştı gövdesini ikiye;
/kuzey,
güney,
savaş,
sıcak,
soğuk,
erkek,
kadın,
aşk/
dünya öyle kurallı ve tertipliydi ki,
yoktu tahammülü hiç dağınıklığa,
her şeyi planladı, kurguladı;
ölçtü/biçti/tarttı ve;
/denizlerin,
ülkelerin,
göğün,
toprağın,
aşkların,
insanların,
hayatın/
kenarlarına makine çekti
ve kesti sarkan iplikleri,
dünyanın öyle usta elleri vardı ki,
ve öyle güzel dikmişti ki
herkesin göğünü kendine;
/kimseye,
bir başkasının göğündeki
turnayı sevmek,
hakkını tanımıyordu…,
oysa meşk,
dudaklarındaki
esrarlı cigarayla,
özerkti dünyadan/
başına buyruk ihtilâl adımlarıyla,
yürüdü;
onun gök kubbesine,
ve ama evet,
dünyanın öyle usta elleri vardı ki,
ve öyle güzel dikmişti ki
herkesin göğünü kendine/
kimseye,
bir başkasının göğündeki
turnayı sevmek,
hakkını tanımıyordu…;
oysa mey,
dudaklarındaki
esrarlı cigarayla
özerkti dünyadan
ve başına buyruk ihtilâl adımlarıyla;
yürüdü,
onun gök kubbesine,
bir izmariti çiğner gibi,
bir leşi tepeler gibi,
bastı başına,
kutupları ve ekvatoruna kadar,
kirli postalarının izini bırakarak,
had bildirdi atmosferine,
ah;
ne diyordum;
/ve,
çaldı dünyanın makasını
/ve,
kesti sevdalı parmaklarıyla
/ve,
söktü iplikleri…;
öyle çok seviyorum ki seni,
öyle çok;
sensin benim güzel ve zarif turnam,
ve yoktu,
zahirin ne çizgisi,
/ne sınırı,
ne de minimal bir raconu,
ah;
Ve öyle işte, öylesine bir kahvehaneden geç bir saatte eve gelip, öylesine bir hevesle, sevmeden, sevilmeden ve en acısı bir daha da sevilmeyeceğini kabullenerek, beş dakika canlı olduğunu hissetmek uğruna çoğalan insanlar...
müzik; vahşi ve hırçın olduğu kadar özgürlüğün kendisidir.... çünkü duyguları kafesinden salar... en gizli kederi bile utanmadan haykırma iznini verir insana.....öyle işte
DURMA UÇ O ZAMAN
Güzel olan ne varsa
Biriktirip sana getireyim,
Anlatayım istedim.
"Durma uç o zaman."
Kanat çırp sonsuzluğa,
Benden çok uzaklara.
Ama sen yine de "beni al",
Kırık kanatlarımı iyileştir.
Ve...
"Bana uçmayı öğret."
Bir kez daha,
Eskisi gibi.
Geri gel,
Geri gel.
Ve...
"Beni, seni bize götür."
Ne olur...15.02.2020
seni düşünüyordum
binlerce çeşitli rüzgârlara bulaşmış
kokuların ferahlığıyla...
yıllar bir gün gölgemizi sildiğin de yeryüzünde, bizden bir anı kalsın geleceğe,
insanlık gibi mesela...
...... öyle işte, varlığının Tanığı Ol...
kimi insan, karşılaşılmak için değil, hatırlanmak için gönderilir.
........ öyle işte
kendi iç sesimin kış uykusuydu, kalbimin gözleriyle,
.....ve rüzgâr, içimden geçenleri duyacak kadar yakındı.
öyle işte.....
böylesi güzel bir şehirde düşünecek daha iyi şeyler olmalı
.....öyle işte
kimi insan, karşılaşılmak için değil, hatırlanmak için gönderilir.
.......öyle işte
ve...insan kendini yalnız hissetmiyor, ruhuna yakın ruhların melodilerine dokunduğunda
öyle işte
.....
Ve...
bazı isimler, bazı ayların ruhuna yakışır.
buradaki yağmurun kalbinde sessizlik var. belki de gri, bu şehrin anlatamadığı duyguların rengi.