Doğanın koynunda sessizlik, Rüzgarın nazlı bir dokunuşu. Çaydanlık dumanı, narin bir sabah kahvesi kokusu, Ve sen, yanımda, gözlerinde tüm dünyayı barındıran bir gülüş. Her şey bir adım daha yakın, Ve öyle işte.
Ne acıdır ki bizler, Yaradan’ın sınırsız merhameti ve nimetleri karşısında bazen isyan ve memnuniyetsizlikle dolabiliyoruz. Havanın kapalı olduğu bir gün “lanet olsun” diyebiliyor, hayvanlara, insanlara ya da elimizdeki nimetlere dahi kolaylıkla öfke yüklüyoruz. Çocuklarımız ise bu olumsuz davranışlarımızı örnek alarak aynı yolu izliyor.
Oysa Yaradan, bizim hatalarımıza ve yanlışlarımıza rağmen affedici ve cömert bir şekilde nimetlerini esirgemez. Peki, biz neden öfkemize yenik düşüyor ve bu kadar kolay beddua ediyoruz? Bu sorunun cevabı belki de kendi içimizde şefkat, anlayış ve şükrü yeniden hatırlamakta gizli.
Çünkü nefreti değil, sevgiyi büyüttüğümüzde; bedduayı değil, şükrü dilimize pelesenk ettiğimizde hem biz hem de çocuklarımız daha güzel bir dünyada yaşamayı öğrenebiliriz. Bu farkındalıkla, Yaradan’a olan şükrümüzü ve insanlığa olan sevgimizi hatırlamak dileğiyle... "Teşekkürler Allah'ım."
Bu dünya, Yaradan’ın bize sunduğu en büyük armağanlardan biri. Her köşesinde ayrı bir güzellik, her anında farklı bir mucize saklı. Doğanın ahengi, gökyüzünün sonsuzluğu, rüzgârın fısıltısı... Bunlar Yaradan’ın bize
“Bak, gör ve hisset” dediği mesajlar değil mi?
Beğenmemek, takdir etmemek nasıl mümkün olabilir? İnsan her an bu güzellikleri görüp, şükür dolu bir kalple yaşamalı. Çünkü bu dünya, bize verilmiş bir emanettir. Sevgiyle, minnetle ve hayranlıkla bakmak gerek.
Hayatın bana sunduğu her güzellik için Yaradan’a şükrediyorum. Ne her şeyi umursamadan, sadece anı yaşayıp geçiyorum, ne de sonsuz bir ömre sahipmiş gibi davranıyorum. Her an, bu dünyanın içindeki harikulade detayları fark etmenin bir şans olduğunu biliyorum.
Doğanın renkleri, insanların sevgisi, gökyüzünün eşsiz manzarası… Tüm bunlar, Yaradan’ın verdiği hediyeler. Her nefes bir fırsat, her gün bir mucize. Şükürler olsun, teşekkürler Allah’ım.
Bazı anlar vardır, kelimelere ihtiyaç duymaz. Bir yaprağın rüzgârla dansı, bir dalganın kıyıya dokunuşu, ya da bir bakışta saklanan binlerce duygu... Zaman, o anlarda fısıldar. Sesinde huzur vardır, kimi zaman da özlem.
Her nefeste, içinde bir dünya taşır insan. Bir koku, bir ezgi, bir dokunuş… Hepsi bir hatıranın kapısını aralar. Geçmişte kalmış gibi duran anılar aslında hep buradadır; tıpkı gün batımını izleyen gözler gibi, sessiz ve derin bir bekleyişle yanımızda dururlar.
Ve hayat, o fısıltıyı duyabilenler için daha anlamlıdır. Çünkü ne varsa yaşanmaya değer, hepsi o küçücük anların içinde saklıdır. Bir kalp atışı, bir gülümseme, bir "iyi ki"...
Rüzgar getirse uzak kentlerden, bir nehir kıyısında umudu bekleyene… İşte o zaman, kaybolan zamanların içinde kaybolmazdım. Bir nota olsam, sevdanın melodisini rüzgarla taşırdım, Bir kalp gibi atarak her adımda, her anıda.
Bir umut olsam, sulara düşen yıldız gibi parlar, Her damlasında biraz huzur, biraz da sevda bırakırdım. Bir nota olsam, her akorunda biraz sen, biraz ben olurdu. Belki de, yıllar sonra bile hatırlanacak bir şarkı gibi.
Hayat bazen karmaşık, bazen ise çok basit. Bazen bir tarçınlı çay, bir dost sohbeti ve birkaç güzel anı yeter. Tarçın kokusu, nostaljiyi ve huzuru hatırlatır.
Hayatın tatlı yanlarını birlikte keşfedeceğimiz insanların çoğalmasına niyet ile.!
Bir martı uçarken ne anlatır, hiç düşündünüz mü? Gökyüzünün genişliğini, denizin özgürlüğünü ve ufuk çizgisinin ardında saklı olan umutları...
Her kanat çırpışı, "Hadi!" der sanki, "Sana ait olan göklerde dolaşmanın vakti geldi." Çünkü martılar bilir; umut, her zaman bir sonraki dalgada, bir sonraki rüzgârda saklıdır.
Deniz kadar derin, gökyüzü kadar sonsuz umutlarımız olsun.
,, keşke ben yazmış olsaydım diyebildiğim şiir...''
,, bu güzel eser için şükran sana Nurullah Abi....yüreğin sağlıklı kalsın....''
Doğanın koynunda sessizlik,
Rüzgarın nazlı bir dokunuşu.
Çaydanlık dumanı, narin bir sabah kahvesi kokusu,
Ve sen, yanımda, gözlerinde tüm dünyayı barındıran bir gülüş.
Her şey bir adım daha yakın,
Ve öyle işte.
Huri Ç.
Öfkenin ve Şükrün İki Yüzü
Ne acıdır ki bizler, Yaradan’ın sınırsız merhameti ve nimetleri karşısında bazen isyan ve memnuniyetsizlikle dolabiliyoruz. Havanın kapalı olduğu bir gün “lanet olsun” diyebiliyor, hayvanlara, insanlara ya da elimizdeki nimetlere dahi kolaylıkla öfke yüklüyoruz. Çocuklarımız ise bu olumsuz davranışlarımızı örnek alarak aynı yolu izliyor.
Oysa Yaradan, bizim hatalarımıza ve yanlışlarımıza rağmen affedici ve cömert bir şekilde nimetlerini esirgemez. Peki, biz neden öfkemize yenik düşüyor ve bu kadar kolay beddua ediyoruz? Bu sorunun cevabı belki de kendi içimizde şefkat, anlayış ve şükrü yeniden hatırlamakta gizli.
Çünkü nefreti değil, sevgiyi büyüttüğümüzde; bedduayı değil, şükrü dilimize pelesenk ettiğimizde hem biz hem de çocuklarımız daha güzel bir dünyada yaşamayı öğrenebiliriz. Bu farkındalıkla, Yaradan’a olan şükrümüzü ve insanlığa olan sevgimizi hatırlamak dileğiyle... "Teşekkürler Allah'ım."
Huri Çalışkan
Şükür ve Hayranlık Dolu Bir Bakış
Bu dünya, Yaradan’ın bize sunduğu en büyük armağanlardan biri. Her köşesinde ayrı bir güzellik, her anında farklı bir mucize saklı. Doğanın ahengi, gökyüzünün sonsuzluğu, rüzgârın fısıltısı... Bunlar Yaradan’ın bize
“Bak, gör ve hisset” dediği mesajlar değil mi?
Beğenmemek, takdir etmemek nasıl mümkün olabilir? İnsan her an bu güzellikleri görüp, şükür dolu bir kalple yaşamalı. Çünkü bu dünya, bize verilmiş bir emanettir. Sevgiyle, minnetle ve hayranlıkla bakmak gerek.
Teşekkürler Allah’ım, bu güzellikler için.
Huri Çalışkan
Ne Üç Günlük, Ne Sonsuz Bir Hayat: Bir Şükür Anı
Hayatın bana sunduğu her güzellik için Yaradan’a şükrediyorum. Ne her şeyi umursamadan, sadece anı yaşayıp geçiyorum, ne de sonsuz bir ömre sahipmiş gibi davranıyorum. Her an, bu dünyanın içindeki harikulade detayları fark etmenin bir şans olduğunu biliyorum.
Doğanın renkleri, insanların sevgisi, gökyüzünün eşsiz manzarası… Tüm bunlar, Yaradan’ın verdiği hediyeler. Her nefes bir fırsat, her gün bir mucize. Şükürler olsun, teşekkürler Allah’ım.
Huri Çalışkan
Fısıldayan Zaman
Bazı anlar vardır, kelimelere ihtiyaç duymaz. Bir yaprağın rüzgârla dansı, bir dalganın kıyıya dokunuşu, ya da bir bakışta saklanan binlerce duygu... Zaman, o anlarda fısıldar. Sesinde huzur vardır, kimi zaman da özlem.
Her nefeste, içinde bir dünya taşır insan. Bir koku, bir ezgi, bir dokunuş… Hepsi bir hatıranın kapısını aralar. Geçmişte kalmış gibi duran anılar aslında hep buradadır; tıpkı gün batımını izleyen gözler gibi, sessiz ve derin bir bekleyişle yanımızda dururlar.
Ve hayat, o fısıltıyı duyabilenler için daha anlamlıdır. Çünkü ne varsa yaşanmaya değer, hepsi o küçücük anların içinde saklıdır. Bir kalp atışı, bir gülümseme, bir "iyi ki"...
Huri Çalışkan
Bir Nota Olsam
Rüzgar getirse uzak kentlerden, bir nehir kıyısında umudu bekleyene…
İşte o zaman, kaybolan zamanların içinde kaybolmazdım.
Bir nota olsam, sevdanın melodisini rüzgarla taşırdım,
Bir kalp gibi atarak her adımda, her anıda.
Bir umut olsam, sulara düşen yıldız gibi parlar,
Her damlasında biraz huzur, biraz da sevda bırakırdım.
Bir nota olsam, her akorunda biraz sen, biraz ben olurdu.
Belki de, yıllar sonra bile hatırlanacak bir şarkı gibi.
Huri Çalışkan
Hayat bazen karmaşık, bazen ise çok basit. Bazen bir tarçınlı çay, bir dost sohbeti ve birkaç güzel anı yeter. Tarçın kokusu, nostaljiyi ve huzuru hatırlatır.
Hayatın tatlı yanlarını birlikte keşfedeceğimiz insanların çoğalmasına niyet ile.!
Huri Ç.
Bir martı uçarken ne anlatır, hiç düşündünüz mü? Gökyüzünün genişliğini, denizin özgürlüğünü ve ufuk çizgisinin ardında saklı olan umutları...
Her kanat çırpışı, "Hadi!" der sanki, "Sana ait olan göklerde dolaşmanın vakti geldi." Çünkü martılar bilir; umut, her zaman bir sonraki dalgada, bir sonraki rüzgârda saklıdır.
Deniz kadar derin, gökyüzü kadar sonsuz umutlarımız olsun.
Huri Ç.