Hayatın yollarında ilerlerken, kimi zaman karşılaşılan fırtınalar, niyetleri halis olmayan insanların kıskançlıklarından, çekememezliklerinden ya da zarar verme arzularından doğar. Onların hırsları, güneş gibi parlayan bir başarıyı veya huzuru gölgelemek adına çevredeki rüzgarı büyütür ve başkalarının ışığını söndürmeye çalışır.
“Fırtınada yürümeyi öğrenen insanlar” bilirler ki; mücadele zor olabilir, evet, ama huzuru bulmak fırtınadan kurtulup güneşe ulaşmak değildir! İşte bu farkındalık, kişinin kendi rengini ve direncini tanımasını sağlar. Çünkü unutmamalıdır ki huzur, dışarıdan gelen rüzgarlarda değil, kişinin kendi içindeki “sükûnet”tedir! Bu sükûnet, insanın renklerini tanımasını, sabrını ve direncini keşfetmesini sağlar.
O halde, kimseye zarar vermeden, masumiyetle omuzda taşınan yüklere rağmen yürüyebilen insan, hem bu manzarayı hem de “kendi omzundan öpebilmeli!” Çünkü bu yollar, sadece ayak izleriyle değil, “yürekteki izlerle” de anlam kazanır.
Şimdi yazmam gereken şeyler, üstünü karalamam gereken yazılar var! Sen fark etmediğimi zannediyordun, ben ciğerim yana yana görmezden geliyordum. Ve... Bilsinler ardında bıraktığım kırıntılarımın pişmanlığıma sadaka olduğunu, demli acılarımı limanda boğmaya gidiyordum. Bundan böyle boğulmak yerine limanda güneşlenmeyi seçerek...
Belki de fırtına yıkmak için değil, sizi başka bir yere taşımak içindir. Düşünceleriniz, kaderinizin rotasını çizer. Ne düşünürseniz, cevabınız da o olur; yaşayacağınız da.
Sıla’nın hikayesi, hayatın getirdiği fırtınalara karşı dimdik duran bir kadının yaşam mücadelesi. Fırtınanın sizi taşıdığı yere şahit olmak isterseniz, bu yolculuğa siz de katılın.
Hayat fırtınalarla dolu, evet... Ama unutmayın, o fırtınada size şemsiye tutan insanlar da var.
Sıla için bu yazılanlar bir sosyal mesaj değil; yaşadığı sahnelerin perde arkasından değil, bizzat içinden yükselen bir ses. Çaresizliğin nasıl yakıcı bir şey olduğunu bilen Sıla, size yalnızca umudu değil, mücadeleyi ve sabrın gücünü anlatıyor.
Bu kitap, asla pes etmeyen bir kalbin ve inançla hayata tutunan bir ruhun hikayesidir. Çünkü düşüncelerimizi olumlu tuttuğumuzda, en sert fırtınada bile güneş doğar.
Dün paylaşım yapan arkadaşımız burada ki yorumu kendisi silmeyip, Antoloji tarafından silinmişse eğer, madem o kadar takip sistemleri var, bir çok gereksiz ve rahatsız edici konuları da görmüş olsalardı, diyor yazıyı aşağıya bırakıyorum, görmüş olacağız, yorumları kim siliyor.
Yıllar önce Nazım Hikmet, Yaşar Kemal, Ahmet Arif gibi büyük şairlerimizin şiirlerini okumak için Antoloji sitesine yönlendirilirdim. O zamanlar burada üye olup şiirlerin paylaşılacağı hakkında bilgim yoktu ve şiirler konusunda fazla deneyimim de yoktu. Ancak zamanla, burada paylaşılan şiirlerin yanı sıra, diğer kullanıcıların tavırları ve üsluplarının beni rahatsız etmeye başladığını fark ettim. Özellikle tartışmalar, bağıran ve kavga eden insanlar, hayatımda hiç izlemeyi tercih etmediğim televizyon programlarına benzemeye başladı.
Yorumlar çoğunlukla şiirin kendisinden çok, hayatla ilgili başka düşüncelere kayıyor. İnsanlar, şiirlerin ardındaki duygulardan çok, kendi fikirlerini yaymak için bu platformu kullanıyorlar. Bu düşünce kirliliğine maruz kalmamak adına bazı kararlar aldım. Eskiden olduğu gibi sadece şiirlerimi yükleyecek ve sevdiğim şiirleri okuyarak çıkacağım. Burada herkes istediği şekilde oyununu oynayabilir, ancak ben, bu karmaşadan uzak durarak, şiirle olan ilişkimi sade ve derin tutmaya karar verdim.
Ayrıca, günün şiirleri konusunda da Antoloji sitesinin takip sisteminin kalitesiz olduğunu düşünüyorum. Şu anda takip mekanizması olmadığı belli, çünkü birçok değerli şair ve şiir varken, özel günlerde bile seçici olmayan bir sistem mevcut. Bu sistemin düzeltilmesi gerektiğine inanıyorum, çünkü şiir ve şairlere hak ettiği değerin verilmesi önemli.
Toprak Ana, her daim varlığını hissettirdiğin, her nefeste gücünü iliklerimize kadar hissettiğimiz. Sadece yaşamı sürdüren değil, aynı zamanda bizlere sabrı, direnci ve dinginliği öğreten bir öğretmen gibi her zaman yanımızda oldun. Tüm emeğin ve fedakarlığın için minnettarız, çünkü seninle büyüyüp gelişiyoruz, senin topraklarında var oluyoruz. Teşekkürler, her zaman bizlere hayat veren, koruyansın.
Bu inanç ve kuvvetle Türk milleti, her zaman duruşunu korumalıdır. Vatanımız, farklı düşüncelere sahip topluluklar tarafından parçalara ayrılmaya çalışılmakta, ancak bunun önüne geçmek için sağduyu ve birlik içinde olmalıyız. Gözlemlediğimde, insanlar sadece birbirlerine taş atmakla meşgul oluyorlar.
Ancak unutmamalıyız ki, vatan bütündür ve bu bütünlüğü hem dini inançlarımız hem de Cumhuriyet değerleriyle korumalıyız. Bir kişinin düşüncesiyle hakim olunan bir yer değil; Vatanımızda camilerimizden yükselen ezan sesleri, gökyüzünde dalgalanan bayrağımız, dini bayramlarımızdaki coşkumuz ve Ramazan ayındaki mutluluğumuz, resmi bayramların kutlanmasındaki sevincimiz hep aynı şekilde devam etmelidir.
Bu mirası yıllar öncesinden devraldık ve ondan sonra da bu gelenekler, coşkular, değerler daima süregelsin.
Kötülüğün, tehlikenin ve düşmanlığın açık olduğu yerde, bu davranışlara aynı ölçüde karşılık vermek, bizi ahlaken üstün kılmaz; aksine, aynı seviyeye indirir. İnsanların hatalarını görüp eleştirirken, kendimizi bu hataların dışında tutup tutmadığımızı sorgulamak önemlidir.
Eğer dilimiz, kalbimiz ve niyetlerimiz sevgi ve merhametten yoksunsa, neye inandığımızı savunsak da, uygulamada farklı bir duruş sergilemediğimiz sürece, söylediklerimizin ağırlığı azalır. Kötülükle karşılaştığımızda içsel huzuru korumak, kinle değil adaletle yaklaşmak, bu farkındalığın temelidir.
Neden Kötülüğe Kötülükle Karşılık Vermemeliyiz?
1. Nefret Döngüsü: Beddua ve kötülükle karşılık vermek, sadece bu enerjiyi büyütür. Peygamber Efendimiz’in (sav) ahlakında, kötülüğe iyilikle karşılık vermek öğütlenmiştir:
"Kötülüğe en güzel şekilde karşılık ver; böylece aranızda düşmanlık olan kimse sanki yakın bir dost olur." (Fussilet, 41:34)
2. Ruhsal Arınma: Kalbi temizlemek, dilimizi sevgiyle "misvaklamak" gibi bir ibadettir. Dilimizden dökülen her söz, ruhumuzun aynasıdır. Eğer dilimiz sürekli şikayet, kin ve beddua ile meşgulse, kalbimizin arınmasından söz edemeyiz.
3. Hakiki Kazanım: Tehlikeli insanlarla oyun oynamamak, onlara benzememek, uzun vadede kazanmanın temelidir. Sadece zarar görmemek değil, aynı zamanda doğru örnek olabilmek, insanı yüceltir.
İnsani ve İslami Yaklaşım:
Hangi inançtan olursa olsun, sevgi dolu bir insanın sohbetinde olmak bizi insan olarak zenginleştirir. Hangi dine, ırka veya kültüre mensup olursa olsun, dilinde nefret taşıyan biri, ruhsal anlamda zarar görmüş bir ruhtur. Böyle bir ortamda bulunmamak, kendi iç huzurumuz için gereklidir.
Kendine Sorulması Gereken Soru:
. Benim dilim, kalbim ve davranışlarım kötülükle karşılaştığında nasıl tepki veriyor? . Kötülüğe aynı şekilde cevap vererek mi, yoksa onu dönüştürerek mi hareket ediyorum?
Son olarak: "Tehlikeli insanlar tanıdım, ama onlarla oyun oynamadım. Oynamadığım halde kazanan her zaman ben oldum." Bu, adaletli bir duruşun ve ilahi teslimiyetin zaferidir.
Türk milleti, tarih boyunca hem Müslümanlık hem de Türk kültürünün derin izlerini taşırken, Cumhuriyetin özgürlükçü, eşitlikçi değerleriyle şekillenen bir kimlik oluşturmuştur.
Yolun Yükü ve İçsel Sükûnet
Hayatın yollarında ilerlerken, kimi zaman karşılaşılan fırtınalar, niyetleri halis olmayan insanların kıskançlıklarından, çekememezliklerinden ya da zarar verme arzularından doğar. Onların hırsları, güneş gibi parlayan bir başarıyı veya huzuru gölgelemek adına çevredeki rüzgarı büyütür ve başkalarının ışığını söndürmeye çalışır.
“Fırtınada yürümeyi öğrenen insanlar” bilirler ki; mücadele zor olabilir, evet, ama huzuru bulmak fırtınadan kurtulup güneşe ulaşmak değildir! İşte bu farkındalık, kişinin kendi rengini ve direncini tanımasını sağlar. Çünkü unutmamalıdır ki huzur, dışarıdan gelen rüzgarlarda değil, kişinin kendi içindeki “sükûnet”tedir! Bu sükûnet, insanın renklerini tanımasını, sabrını ve direncini keşfetmesini sağlar.
O halde, kimseye zarar vermeden, masumiyetle omuzda taşınan yüklere rağmen yürüyebilen insan, hem bu manzarayı hem de “kendi omzundan öpebilmeli!” Çünkü bu yollar, sadece ayak izleriyle değil, “yürekteki izlerle” de anlam kazanır.
Huri Ç.
Yaşarken özlem duyduğun sevdiklerin,
Toprağın altına gittiklerinde,
Hangi şair şiir yazarsa yazsın,
Bu acıyı anlatamaz.
Ey Rabbim,
Sen kalbimi sakinleştir ve onu çok sev,
Zira dayanamam.
Her nefesin ardında bir yara,
Her hatıranın gölgesinde bir dua.
Bilir misin, Ali, yüreğim sensiz nasıl daralır,
Bir çiçek gibi kurur, toprağa karışır.
Sen yoksan gökyüzü sessiz,
Güneş donuk, yıldızlar kimsesiz.
Ey Rabbim, onu cennetinde barındır,
Kalbime sabır serp, özlemime teselli sun.
amin..amin ecmain.
Şimdi yazmam gereken şeyler, üstünü karalamam gereken yazılar var!
Sen fark etmediğimi zannediyordun, ben ciğerim yana yana görmezden geliyordum.
Ve...
Bilsinler ardında bıraktığım kırıntılarımın pişmanlığıma sadaka olduğunu, demli acılarımı limanda boğmaya gidiyordum. Bundan
böyle boğulmak yerine limanda güneşlenmeyi seçerek...
Avluda Yürüyen Gölgeler ~ Romanı
Fırtına size ne ifade ediyor?
Belki de fırtına yıkmak için değil, sizi başka bir yere taşımak içindir. Düşünceleriniz, kaderinizin rotasını çizer. Ne düşünürseniz, cevabınız da o olur; yaşayacağınız da.
Sıla’nın hikayesi, hayatın getirdiği fırtınalara karşı dimdik duran bir kadının yaşam mücadelesi. Fırtınanın sizi taşıdığı yere şahit olmak isterseniz, bu yolculuğa siz de katılın.
— Avluda Yürüyen Gölgeler Romanı
Sıla'nın Mesajı
Hayat fırtınalarla dolu, evet... Ama unutmayın, o fırtınada size şemsiye tutan insanlar da var.
Sıla için bu yazılanlar bir sosyal mesaj değil; yaşadığı sahnelerin perde arkasından değil, bizzat içinden yükselen bir ses. Çaresizliğin nasıl yakıcı bir şey olduğunu bilen Sıla, size yalnızca umudu değil, mücadeleyi ve sabrın gücünü anlatıyor.
Bu kitap, asla pes etmeyen bir kalbin ve inançla hayata tutunan bir ruhun hikayesidir. Çünkü düşüncelerimizi olumlu tuttuğumuzda, en sert fırtınada bile güneş doğar.
— Avluda Yürüyen Gölgeler Romanı
seyircisiydim gökkûbbenin, damıtılmış cemre düşmeden boşluğuma...
Avluda Yürüyen Gölgeler ~ Roman
Dün paylaşım yapan arkadaşımız burada ki yorumu kendisi silmeyip, Antoloji tarafından silinmişse eğer, madem o kadar takip sistemleri var, bir çok gereksiz ve rahatsız edici konuları da görmüş olsalardı, diyor yazıyı aşağıya bırakıyorum, görmüş olacağız, yorumları kim siliyor.
Yıllar önce Nazım Hikmet, Yaşar Kemal, Ahmet Arif gibi büyük şairlerimizin şiirlerini okumak için Antoloji sitesine yönlendirilirdim. O zamanlar burada üye olup şiirlerin paylaşılacağı hakkında bilgim yoktu ve şiirler konusunda fazla deneyimim de yoktu. Ancak zamanla, burada paylaşılan şiirlerin yanı sıra, diğer kullanıcıların tavırları ve üsluplarının beni rahatsız etmeye başladığını fark ettim. Özellikle tartışmalar, bağıran ve kavga eden insanlar, hayatımda hiç izlemeyi tercih etmediğim televizyon programlarına benzemeye başladı.
Yorumlar çoğunlukla şiirin kendisinden çok, hayatla ilgili başka düşüncelere kayıyor. İnsanlar, şiirlerin ardındaki duygulardan çok, kendi fikirlerini yaymak için bu platformu kullanıyorlar. Bu düşünce kirliliğine maruz kalmamak adına bazı kararlar aldım. Eskiden olduğu gibi sadece şiirlerimi yükleyecek ve sevdiğim şiirleri okuyarak çıkacağım. Burada herkes istediği şekilde oyununu oynayabilir, ancak ben, bu karmaşadan uzak durarak, şiirle olan ilişkimi sade ve derin tutmaya karar verdim.
Ayrıca, günün şiirleri konusunda da Antoloji sitesinin takip sisteminin kalitesiz olduğunu düşünüyorum. Şu anda takip mekanizması olmadığı belli, çünkü birçok değerli şair ve şiir varken, özel günlerde bile seçici olmayan bir sistem mevcut. Bu sistemin düzeltilmesi gerektiğine inanıyorum, çünkü şiir ve şairlere hak ettiği değerin verilmesi önemli.
Toprak Ana, her daim varlığını hissettirdiğin, her nefeste gücünü iliklerimize kadar hissettiğimiz. Sadece yaşamı sürdüren değil, aynı zamanda bizlere sabrı, direnci ve dinginliği öğreten bir öğretmen gibi her zaman yanımızda oldun. Tüm emeğin ve fedakarlığın için minnettarız, çünkü seninle büyüyüp gelişiyoruz, senin topraklarında var oluyoruz. Teşekkürler, her zaman bizlere hayat veren, koruyansın.
Minnettarım,
Huri Ç.
Bu inanç ve kuvvetle Türk milleti, her zaman duruşunu korumalıdır. Vatanımız, farklı düşüncelere sahip topluluklar tarafından parçalara ayrılmaya çalışılmakta, ancak bunun önüne geçmek için sağduyu ve birlik içinde olmalıyız. Gözlemlediğimde, insanlar sadece birbirlerine taş atmakla meşgul oluyorlar.
Ancak unutmamalıyız ki, vatan bütündür ve bu bütünlüğü hem dini inançlarımız hem de Cumhuriyet değerleriyle korumalıyız.
Bir kişinin düşüncesiyle hakim olunan bir yer değil;
Vatanımızda camilerimizden yükselen ezan sesleri, gökyüzünde dalgalanan bayrağımız, dini bayramlarımızdaki coşkumuz ve Ramazan ayındaki mutluluğumuz, resmi bayramların kutlanmasındaki sevincimiz hep aynı şekilde devam etmelidir.
Bu mirası yıllar öncesinden devraldık ve ondan sonra da bu gelenekler, coşkular, değerler daima süregelsin.
Huri Ç.
Kötülüğün ve Tehlikenin Karşısındaki Duruşumuz:
Kötülüğün, tehlikenin ve düşmanlığın açık olduğu yerde, bu davranışlara aynı ölçüde karşılık vermek, bizi ahlaken üstün kılmaz; aksine, aynı seviyeye indirir. İnsanların hatalarını görüp eleştirirken, kendimizi bu hataların dışında tutup tutmadığımızı sorgulamak önemlidir.
Eğer dilimiz, kalbimiz ve niyetlerimiz sevgi ve merhametten yoksunsa, neye inandığımızı savunsak da, uygulamada farklı bir duruş sergilemediğimiz sürece, söylediklerimizin ağırlığı azalır. Kötülükle karşılaştığımızda içsel huzuru korumak, kinle değil adaletle yaklaşmak, bu farkındalığın temelidir.
Neden Kötülüğe Kötülükle Karşılık Vermemeliyiz?
1. Nefret Döngüsü: Beddua ve kötülükle karşılık vermek, sadece bu enerjiyi büyütür. Peygamber Efendimiz’in (sav) ahlakında, kötülüğe iyilikle karşılık vermek öğütlenmiştir:
"Kötülüğe en güzel şekilde karşılık ver; böylece aranızda düşmanlık olan kimse sanki yakın bir dost olur." (Fussilet, 41:34)
2. Ruhsal Arınma: Kalbi temizlemek, dilimizi sevgiyle "misvaklamak" gibi bir ibadettir. Dilimizden dökülen her söz, ruhumuzun aynasıdır. Eğer dilimiz sürekli şikayet, kin ve beddua ile meşgulse, kalbimizin arınmasından söz edemeyiz.
3. Hakiki Kazanım: Tehlikeli insanlarla oyun oynamamak, onlara benzememek, uzun vadede kazanmanın temelidir. Sadece zarar görmemek değil, aynı zamanda doğru örnek olabilmek, insanı yüceltir.
İnsani ve İslami Yaklaşım:
Hangi inançtan olursa olsun, sevgi dolu bir insanın sohbetinde olmak bizi insan olarak zenginleştirir. Hangi dine, ırka veya kültüre mensup olursa olsun, dilinde nefret taşıyan biri, ruhsal anlamda zarar görmüş bir ruhtur. Böyle bir ortamda bulunmamak, kendi iç huzurumuz için gereklidir.
Kendine Sorulması Gereken Soru:
. Benim dilim, kalbim ve davranışlarım kötülükle karşılaştığında nasıl tepki veriyor?
. Kötülüğe aynı şekilde cevap vererek mi, yoksa onu dönüştürerek mi hareket ediyorum?
Son olarak:
"Tehlikeli insanlar tanıdım, ama onlarla oyun oynamadım. Oynamadığım halde kazanan her zaman ben oldum."
Bu, adaletli bir duruşun ve ilahi teslimiyetin zaferidir.
Türk milleti, tarih boyunca hem Müslümanlık hem de Türk kültürünün derin izlerini taşırken, Cumhuriyetin özgürlükçü, eşitlikçi değerleriyle şekillenen bir kimlik oluşturmuştur.
Huri Ç.