En güçlü kelimeler, Asla uysal olmaz. Asla bir çerçevenin içine sığmaz. Tıpkı aşk, Tıpkı insanın içindeki o çılgın tutkular, Tıpkı bir yazarın, kitabının son cümlesini asla yazmak istememesi gibi.
Çünkü bazı cümleler yalnızca yazılmak için değil, yaşanmak için doğar. Bazı kelimeler sadece seslenmek için değil, hissedilmek için vardır. Ve... bazı yazılar, ne bir başlangıç ister ne de son… Tıpkı bir fısıltının yankıya dönüşmesi, Tıpkı bir dokunuşun yangına çevrilmesi gibi...
derin zihinlere sıradan kelimelerle ulaşamazsın. bazılarına dokunmak için parlaman gerekir, çünkü sığ sular sesi duyar, derin okyanuslar yalnızca titreşimi hisseder.
çünkü bu dünya, Yaradan’ın paletinden düşen renklerle boyanmış bir tuval...
bir bak kuşlara, göç ederken dahi estetiği taşıyorlar kanatlarında. rüzgârın bir ritmi var örneğin, ve biz insanlar içimizde bu senfoninin yankısını taşıyoruz.
kendi ellerimizle bu kadar güzel çizilmiş bir resmi nasıl ve neden bozalım. zira çirkinlik öğrenilendir, ancak güzellik, yaradılışın sesidir.
bu yüzden çoğaltmalıyız ana duyguları, merhameti, aşkı, nezaketi vb. yeniden sulamalıyız renkleri, yeniden dokunmalıyız dünyaya, usulca, sevgiyle, sorumlulukla...
yoksa yazık olur, bir başyapıtın gölgesinde kaybolan insanlığa.
iki insan, aynı masada oturur. aynı tabaktan yer, aynı yorganın altında uyur. ancak bir ömür, birbirlerine hiç rastlamazlar. çünkü bakış, göze değil ruha değmediğinde, birlikte yaşamak, sadece bambaşka yalnızlıklarda kalmaya alışır.
ve...sessizlik, en çok da duymayan kulaklara değil, anlatmaktan vazgeçen kalplere yerleşir.
o yüzden sustu sevgi, duyulmayan yerde söze değer giydirilmezdi artık.
En güçlü kelimeler,
Asla uysal olmaz.
Asla bir çerçevenin içine sığmaz.
Tıpkı aşk,
Tıpkı insanın içindeki o çılgın tutkular,
Tıpkı bir yazarın, kitabının son cümlesini asla yazmak istememesi gibi.
Çünkü bazı cümleler yalnızca yazılmak için değil, yaşanmak için doğar.
Bazı kelimeler sadece seslenmek için değil, hissedilmek için vardır.
Ve...
bazı yazılar, ne bir başlangıç ister ne de son…
Tıpkı bir fısıltının yankıya dönüşmesi,
Tıpkı bir dokunuşun yangına çevrilmesi gibi...
kalbimle.
yönünü kaybettiğinde HARİTA açma,
sessizleş.
çünkü içindeki pusula,
kimseye sormadan seni EVİNE götürür.
kalbimle,
Hayat da öyle değil mi?
Geçtiğimiz her sokak, hayatımıza bir renk bırakıyor.
Kiminin mavisi kalıyor üstümüzde,
kiminin yeşili…
Ve... arkadan usulca sesleniyor mu kelebekler?
“Rengim sana emanet...”
kalbimle,
derin zihinlere sıradan kelimelerle ulaşamazsın. bazılarına dokunmak için parlaman gerekir, çünkü sığ sular sesi duyar, derin okyanuslar yalnızca titreşimi hisseder.
kalbimle...
kimse sormuyor artık,
hangi duygunun kökü hangi mevsime uzanıyor…
herkesin derdi çiçeğin vazosu.
koklamadan geçiliyor güzel kokuların yanından.
çünkü koklamak, durmayı gerektiriyor.
bizse geçerken bakmayı, hızlıca sevip unutuvermesini seçiyoruz.
aşk dediğin derinlik ister,
bizse sığ sevinçlerin kolay yolcusuyuz.
kalbimle.
öyle apansız zamanlarda dokunur ki bazen meltem esintisi, kalbinin kanatlarına konup sessizce yerleşir, sevgiliden kalma buse gibi.
ne mavi, ne turuncu… rengi yok. istanbul’un gün batımlarına çalan koyu, kırmızı, turuncu yanığı belki.
melekler, ''iyi ki buradasın kadın” der gibi fısıldıyor usulca,
ve…
nehirde, ağacından kopan dalla birlikte yaşamın bizi nereye götürdüğünü bilmeden ancak o yolculuğa güvenip ilerleyerek birlikte süzülüyoruz.
içimin odaları sakince doluyor, şükürle, huzurla, var olduğumu hatırlatan bir dinginlikle.
hayat dediğimiz şey belki de budur, akışa karışmak, meltemi hissetmek ve olduğun yerde, olduğun hâlde “iyi ki” diyebilmek… iyi ki o halde.
ve...belki de o “iyi ki”, bütün yolculuğun sebebini tek başına inancı sırtlayan Seyid Onbaşı gibi, kalbin derinliğinde saklı cevabı bilendir.
kalbimle.
“umudum var hâlâ”
çünkü bu dünya,
Yaradan’ın paletinden düşen renklerle boyanmış bir tuval...
bir bak kuşlara,
göç ederken dahi estetiği taşıyorlar kanatlarında.
rüzgârın bir ritmi var örneğin,
ve biz insanlar içimizde bu senfoninin yankısını taşıyoruz.
kendi ellerimizle
bu kadar güzel çizilmiş bir resmi nasıl ve neden bozalım.
zira çirkinlik öğrenilendir,
ancak güzellik, yaradılışın sesidir.
bu yüzden çoğaltmalıyız ana duyguları,
merhameti, aşkı, nezaketi vb.
yeniden sulamalıyız renkleri,
yeniden dokunmalıyız dünyaya,
usulca, sevgiyle, sorumlulukla...
yoksa yazık olur,
bir başyapıtın gölgesinde
kaybolan insanlığa.
kalbimle...
iki insan, aynı masada oturur.
aynı tabaktan yer, aynı yorganın altında uyur.
ancak bir ömür, birbirlerine hiç rastlamazlar.
çünkü bakış, göze değil ruha değmediğinde,
birlikte yaşamak, sadece bambaşka yalnızlıklarda kalmaya alışır.
ve...sessizlik, en çok da duymayan kulaklara değil,
anlatmaktan vazgeçen kalplere yerleşir.
o yüzden sustu sevgi,
duyulmayan yerde söze değer giydirilmezdi artık.
kalbimle.
herkes duvarlara konuşur bu çağda.
duvar yıkıldığında ise
kimse kelimelerini hatırlamaz.
kalbimle.
bir kişi zihninde bir kentin belleğini silince,
sokaklar değil, insanlar yetim kalır.
en çok da, kimseye anlatılamayan anılar.
kalbimle.