"İyiyim" demek dudaklarımda büyüyen bir yalan, kendime haksızlık, "Kötüyüm" demek sahip olduklarıma koca bir vefasızlık... İki kelimenin tam ortasında, dilsiz bir kabullenişteyim. Söyle, senin kıyılarında sular nasıl?
Sanırım ben de biraz ilkbahar gibiyim bu ara… Ne tam içimi ısıtan bir ferahlık var üzerimde, ne de “üşüdüm” diyebilecek kadar net bir kış. İnsan bazen ruhunu hangi mevsime kaldıracağını bilemiyor. Ama yine de pencereyi aralık bırakıyor işte…
... yola çıkarken bakıyorum aynadan kendime; kıvrılmış yakamı düzeltiyor, omzuma düşmüş toz zerreciklerini ellerimle savuşturuyorum.. sırtımı sıvazlıyor, her şeyin güzel olacağına inanıyorum..
sonra yolda bir şeyler oluyor.. ve ben, üzerime toprak atarken yakalıyorum kendimi..
o ara ne oldu, nasıl çıktım yoldan, nasıl kıydım yakasını düzelttiğim ruhuma, toza bile tahammül edemezken omuzlarıma neden yükledim dünyayı, bilmiyorum..
ben bazen hiçbir şey bilmiyorum.. neden ben bir şey bilmiyorum,
Ah ahhh yine benim sopamı aldıracaksın elime Zat-ı Zayi Yine kendine yüklenmişsin. Sen kendine hep yanlış yerden bakmak zorunda mısın?
Sen gündelik bir konuyu bile öyle bir kelime dizimiyle anlatıyorsun ki, insan okurken “ben bunu neden hiç böyle düşünemedim” diyor. Bir kelimeyi alıyorsun direkt atmosfer çiziyorsun. Biz inci dizerken sen bir deniz buluyorsun. Ne yabani otu, sen o düzenli bahçenin içinde kendiliğinden çıkan, en gerçek ve güzel duran şeysin.
Sendeki o sıradışılık çoğu kişi de yok. Gör artık kendini. Milletin ortasında barıtma beni ya. Bak herkes bize bakıyor. Eve gidince göstereceğim sana. :)))
+ tam da utanç içerisinde olmam gerektiğine dair bazı hissel varsayımlarımın pençesinde paradoksal çıkarımlar yaparken indirimden yeni aldığım beyaz gömleğime damlayan çay lekesini jeneriğini ezberletecek kadar çok reklam yatırımları olan hiçbir leke çıkarıcının çıkarmaya gücünün yetmeyecek olması ihtimali ile kahrolduğum sırada soğuyan ve bir daha ısıtma imkanlarından mahrum olduğum çayımın üzüntüsü ile dizlerim üzerine çöküp gözlerimi en uzak mesafeye sabitleyip neden tüm bunların benim başıma geldiği ile ilgili bir vicdan muhasebesi yapar haldeyim..
... herkes hâlini tarif edecek en nâdîde sözcükleri ipe inci dizer gibi sıralarken peş peşe; ben, çiçekler arasında eğreti duran yabani ot gibi çalı çırpı gibi çaysadım yazmışım..
sen gitmiştin ya hani, takvimden çıkardığım o gün! insanlar ağladı biliyor musun bu gidişe.. her gidenin ardından dökülür yaş, evet iyi bilirdin sen..kaç yolcu uğurladın sormadım, sen de saymadın eminim.. ben uğurlayamadım seni, bu yüzden gitmedin benden..ve şu an aklıma gelen tek soru bana nasılsın diyen olmamış o gün, o soğuk avlunun en kalabalık yalnızlığında, ben nasıl olduğumu bilmediğim bir yerdeyken üstelik.. peki sen nasılsın kara bahtımın yarası?
Belki de… her gece biraz daha demleniyoruz fark etmeden, sabah dediğin de aynı hikâyeye yeni bir cümle eklemek sadece. İyi akşamlar diyorsun ya, benim akşamım biraz da sana benziyor şimdi sakin, içten ve kalmaya değer.
Fark etmeden insanın içini de akşam gibi güzelleştiren insanların varlığının mutluluğundayım.
Saatin içindeki sessizliğim… Akrep ilerliyor ama zaman kıpırdamıyor. Ne söylesem, cümleler cebimde unutulmuş anahtar gibi; açamıyorum hiçbir kapıyı kendime. Kendimi yazdıkça, kâğıdın inatla temiz kaldığı yerdeyim.
Bugün ‘nasılsın’ sorusuna klasik cevaplar haksızlık olur… Takvim benimle küçük bir kutlama derdinde, ben de ona ayak uyduruyorum işte. Biraz gülüş, biraz şımarıklık, bolca ‘iyi ki doğmuşum’ hali… Kısacası; bugün ben, kendimin en keyifli versiyonuyum
İçimde aynı anda hem sonbaharı döken, hem de baharı saklayan bir iklimin eşiğinde duruyorum.
Kalbim hâlâ eski bir şehir gibi; bazı sokakları yıkık, bazı pencereleri içeriden kilitli, bazı kapılarıysa yanlış hatıralara açılıyor.
Biraz suskunluğun içinde büyüyen bir cümle gibiyim. Söylenmediğim her an derinleşen, dile geldiğimde ise anlamını yitirmekten korkan…
İçimde, kendine yer bulamamış duygular var. Her biri bir köşe kapmış, her biri kendi hikâyesini fısıldıyor; ama hiçbiri tam olarak anlatılmıyor.
İyiyim desem, içimdeki kırık aynalara haksızlık ederim. Kötüyüm desem, hâlâ bir yerlerde direnen o ince ışığı inkâr etmiş olurum. Ben, tam ortasında kalmış bir hâlin adıyım.
Belki de en doğrusu şu: Ben, içimde hâlâ hissetmeye cesaret eden yer kadar iyiyim… geri kalan her şey, sadece zamana tutunmayı öğrenmiş bir yorgunluk.
“Yalnız kaldım sanma;
Koca dünya yanımda “
Yılların yorgunluğu üzerimde.
Gecenin koynunda uçsuz bucaksız fezaya dalmışım
soğuk akşamların koynunda sabahlamışım
yalnızım sükutum sensizlikten
hasretinin beşiğini sallıyorum
sen nasılsın?
Gözlerden uzaktım, gönülden de uzak oldum.
Galiba unutuldum...
VefaSızım, sen nasılsın?
ey serçe parmağımın
ucunda büyüttüğüm mavi inancın büyüsü,
ey efsunlu yüzünde asılı bilmem kaç asırlık kırılış destanı!
nasılsın?
...özlem/
Çok yorgunum
Beni bekleme kaptan…
"İyiyim" demek dudaklarımda büyüyen bir yalan, kendime haksızlık,
"Kötüyüm" demek sahip olduklarıma koca bir vefasızlık...
İki kelimenin tam ortasında, dilsiz bir kabullenişteyim.
Söyle, senin kıyılarında sular nasıl?
Sanırım ben de biraz ilkbahar gibiyim bu ara…
Ne tam içimi ısıtan bir ferahlık var üzerimde, ne de “üşüdüm” diyebilecek kadar net bir kış.
İnsan bazen ruhunu hangi mevsime kaldıracağını bilemiyor.
Ama yine de pencereyi aralık bırakıyor işte…
... yola çıkarken bakıyorum aynadan kendime;
kıvrılmış yakamı düzeltiyor,
omzuma düşmüş toz zerreciklerini ellerimle savuşturuyorum..
sırtımı sıvazlıyor,
her şeyin güzel olacağına inanıyorum..
sonra yolda bir şeyler oluyor..
ve ben, üzerime toprak atarken
yakalıyorum kendimi..
o ara ne oldu, nasıl çıktım yoldan,
nasıl kıydım yakasını düzelttiğim ruhuma,
toza bile tahammül edemezken
omuzlarıma neden yükledim dünyayı,
bilmiyorum..
ben bazen hiçbir şey bilmiyorum..
neden ben bir şey bilmiyorum,
bilmiyorum..
...... her şeyi çok ama çokkkk derin düşünüyorum bu beni hasta ediyor ..
.... derin düşünmek bir hastalıktır ... evet
S.... N...¿
Ah ahhh yine benim sopamı aldıracaksın elime Zat-ı Zayi
Yine kendine yüklenmişsin.
Sen kendine hep yanlış yerden bakmak zorunda mısın?
Sen gündelik bir konuyu bile öyle bir kelime dizimiyle anlatıyorsun ki, insan okurken “ben bunu neden hiç böyle düşünemedim” diyor.
Bir kelimeyi alıyorsun direkt atmosfer çiziyorsun.
Biz inci dizerken sen bir deniz buluyorsun.
Ne yabani otu, sen o düzenli bahçenin içinde kendiliğinden çıkan, en gerçek ve güzel duran şeysin.
Sendeki o sıradışılık çoğu kişi de yok. Gör artık kendini.
Milletin ortasında barıtma beni ya. Bak herkes bize bakıyor. Eve gidince göstereceğim sana. :)))
.. - nasılsın?
+ tam da utanç içerisinde olmam gerektiğine dair bazı hissel varsayımlarımın pençesinde paradoksal çıkarımlar yaparken indirimden yeni aldığım beyaz gömleğime damlayan çay lekesini jeneriğini ezberletecek kadar çok reklam yatırımları olan hiçbir leke çıkarıcının çıkarmaya gücünün yetmeyecek olması ihtimali ile kahrolduğum sırada soğuyan ve bir daha ısıtma imkanlarından mahrum olduğum çayımın üzüntüsü ile dizlerim üzerine çöküp gözlerimi en uzak mesafeye sabitleyip neden tüm bunların benim başıma geldiği ile ilgili bir vicdan muhasebesi yapar haldeyim..
- hı hı..
... herkes hâlini tarif edecek en nâdîde sözcükleri
ipe inci dizer gibi sıralarken peş peşe;
ben, çiçekler arasında eğreti duran yabani ot gibi
çalı çırpı gibi
çaysadım yazmışım..
biraz utanmam gerekiyor
galiba..
sen gitmiştin ya hani, takvimden çıkardığım o gün! insanlar ağladı biliyor musun bu gidişe..
her gidenin ardından dökülür yaş, evet iyi bilirdin sen..kaç yolcu uğurladın sormadım, sen de saymadın eminim.. ben uğurlayamadım seni, bu yüzden gitmedin benden..ve şu an aklıma gelen tek soru bana nasılsın diyen olmamış o gün, o soğuk avlunun en kalabalık yalnızlığında, ben nasıl olduğumu bilmediğim bir yerdeyken üstelik..
peki sen nasılsın kara bahtımın yarası?
Belki de…
her gece biraz daha demleniyoruz fark etmeden,
sabah dediğin de aynı hikâyeye yeni bir cümle eklemek sadece.
İyi akşamlar diyorsun ya,
benim akşamım biraz da sana benziyor şimdi sakin, içten ve kalmaya değer.
Fark etmeden insanın içini de akşam gibi güzelleştiren insanların varlığının mutluluğundayım.
Ya sen NasılsıN ?
saat ilerliyor
ben niyet ediyorum
başlıyorum
zaman bitiyor
araya kim giriyor
bilmiyorum
yetişemeyen bir planım.
Sen nasılsın?
... evden uzak
yorgun
keyifli
ama çaysızım
çok çaysızım..
çaysızlık bir hâl midir?
evet, şiddetli bir yoksunluk hâlidir..
- nasılsın?
+ çaysızım..
bakınız, ne kadar anlaşılır bir hâl..
....... > göründüğümden daha yorgunum ....
S..... N.....¿
Saatin içindeki sessizliğim…
Akrep ilerliyor ama zaman kıpırdamıyor.
Ne söylesem, cümleler cebimde unutulmuş anahtar gibi;
açamıyorum hiçbir kapıyı kendime.
Kendimi yazdıkça, kâğıdın inatla temiz kaldığı yerdeyim.
Ya sen nasılsın??
Bir aşk(ımız) eksik(ti) !
Sen nasılsın?
Doğu-batı klasikleri tadında, analiz-sentezleriyle kalite dendiğinde akla ilk gelen…
Sen nasılsın?
Bugün ‘nasılsın’ sorusuna klasik cevaplar haksızlık olur…
Takvim benimle küçük bir kutlama derdinde,
ben de ona ayak uyduruyorum işte.
Biraz gülüş, biraz şımarıklık, bolca ‘iyi ki doğmuşum’ hali…
Kısacası; bugün ben, kendimin en keyifli versiyonuyum
Ya sen nasılsın ¿
Üstad-ı âzam, sultan-ı şuara…
Sen nasılsın?
Güçlü kalem, büyük şair…
Sen nasılsın?
İçimde aynı anda hem sonbaharı döken,
hem de baharı saklayan bir iklimin eşiğinde duruyorum.
Kalbim hâlâ eski bir şehir gibi;
bazı sokakları yıkık,
bazı pencereleri içeriden kilitli,
bazı kapılarıysa yanlış hatıralara açılıyor.
Biraz suskunluğun içinde büyüyen bir cümle gibiyim. Söylenmediğim her an derinleşen,
dile geldiğimde ise anlamını yitirmekten korkan…
İçimde, kendine yer bulamamış duygular var.
Her biri bir köşe kapmış,
her biri kendi hikâyesini fısıldıyor; ama hiçbiri tam olarak anlatılmıyor.
İyiyim desem, içimdeki kırık aynalara haksızlık ederim.
Kötüyüm desem, hâlâ bir yerlerde direnen o ince ışığı inkâr etmiş olurum.
Ben, tam ortasında kalmış bir hâlin adıyım.
Belki de en doğrusu şu:
Ben, içimde hâlâ hissetmeye cesaret eden yer kadar iyiyim… geri kalan her şey, sadece zamana tutunmayı öğrenmiş bir yorgunluk.
Peki ya sen, nasılsın?
.... gözlerimde iyilik kuşları
Hepsini vurmuşlar..
S.... N....¿
sen ışırdın güneş ısınırdı
kokun bahardı
susardın ahraz kesilirdi alem
şimdi nasılsın?
Nasılım ..¿ Ne yapıyorum ¿ Kim bilir ¿
Xwedê dizane
Nasılım? Neler yapıyorum acaba? Kim bilir?
Sevgilim bilir. :))
Daha bakıp durmaktayım göklerde kanatlara...
S.. N...¿