Ah ahhh yine benim sopamı aldıracaksın elime Zat-ı Zayi Yine kendine yüklenmişsin. Sen kendine hep yanlış yerden bakmak zorunda mısın?
Sen gündelik bir konuyu bile öyle bir kelime dizimiyle anlatıyorsun ki, insan okurken “ben bunu neden hiç böyle düşünemedim” diyor. Bir kelimeyi alıyorsun direkt atmosfer çiziyorsun. Biz inci dizerken sen bir deniz buluyorsun. Ne yabani otu, sen o düzenli bahçenin içinde kendiliğinden çıkan, en gerçek ve güzel duran şeysin.
Sendeki o sıradışılık çoğu kişi de yok. Gör artık kendini. Milletin ortasında barıtma beni ya. Bak herkes bize bakıyor. Eve gidince göstereceğim sana. :)))
+ tam da utanç içerisinde olmam gerektiğine dair bazı hissel varsayımlarımın pençesinde paradoksal çıkarımlar yaparken indirimden yeni aldığım beyaz gömleğime damlayan çay lekesini jeneriğini ezberletecek kadar çok reklam yatırımları olan hiçbir leke çıkarıcının çıkarmaya gücünün yetmeyecek olması ihtimali ile kahrolduğum sırada soğuyan ve bir daha ısıtma imkanlarından mahrum olduğum çayımın üzüntüsü ile dizlerim üzerine çöküp gözlerimi en uzak mesafeye sabitleyip neden tüm bunların benim başıma geldiği ile ilgili bir vicdan muhasebesi yapar haldeyim..
... herkes hâlini tarif edecek en nâdîde sözcükleri ipe inci dizer gibi sıralarken peş peşe; ben, çiçekler arasında eğreti duran yabani ot gibi çalı çırpı gibi çaysadım yazmışım..
sen gitmiştin ya hani, takvimden çıkardığım o gün! insanlar ağladı biliyor musun bu gidişe.. her gidenin ardından dökülür yaş, evet iyi bilirdin sen..kaç yolcu uğurladın sormadım, sen de saymadın eminim.. ben uğurlayamadım seni, bu yüzden gitmedin benden..ve şu an aklıma gelen tek soru bana nasılsın diyen olmamış o gün, o soğuk avlunun en kalabalık yalnızlığında, ben nasıl olduğumu bilmediğim bir yerdeyken üstelik.. peki sen nasılsın kara bahtımın yarası?
Belki de… her gece biraz daha demleniyoruz fark etmeden, sabah dediğin de aynı hikâyeye yeni bir cümle eklemek sadece. İyi akşamlar diyorsun ya, benim akşamım biraz da sana benziyor şimdi sakin, içten ve kalmaya değer.
Fark etmeden insanın içini de akşam gibi güzelleştiren insanların varlığının mutluluğundayım.
Saatin içindeki sessizliğim… Akrep ilerliyor ama zaman kıpırdamıyor. Ne söylesem, cümleler cebimde unutulmuş anahtar gibi; açamıyorum hiçbir kapıyı kendime. Kendimi yazdıkça, kâğıdın inatla temiz kaldığı yerdeyim.
Bugün ‘nasılsın’ sorusuna klasik cevaplar haksızlık olur… Takvim benimle küçük bir kutlama derdinde, ben de ona ayak uyduruyorum işte. Biraz gülüş, biraz şımarıklık, bolca ‘iyi ki doğmuşum’ hali… Kısacası; bugün ben, kendimin en keyifli versiyonuyum
İçimde aynı anda hem sonbaharı döken, hem de baharı saklayan bir iklimin eşiğinde duruyorum.
Kalbim hâlâ eski bir şehir gibi; bazı sokakları yıkık, bazı pencereleri içeriden kilitli, bazı kapılarıysa yanlış hatıralara açılıyor.
Biraz suskunluğun içinde büyüyen bir cümle gibiyim. Söylenmediğim her an derinleşen, dile geldiğimde ise anlamını yitirmekten korkan…
İçimde, kendine yer bulamamış duygular var. Her biri bir köşe kapmış, her biri kendi hikâyesini fısıldıyor; ama hiçbiri tam olarak anlatılmıyor.
İyiyim desem, içimdeki kırık aynalara haksızlık ederim. Kötüyüm desem, hâlâ bir yerlerde direnen o ince ışığı inkâr etmiş olurum. Ben, tam ortasında kalmış bir hâlin adıyım.
Belki de en doğrusu şu: Ben, içimde hâlâ hissetmeye cesaret eden yer kadar iyiyim… geri kalan her şey, sadece zamana tutunmayı öğrenmiş bir yorgunluk.
zihnim berrak, işlemcilerim hiper hızlı :)) bu sabah huzurlu bir yağmur var şehr-i stanbulda ve çok sevdiğim rüzgar da.. gönlüm şen ve ruhumda manevi huzurla şükürlerdeyim.. adetten olsa da sen nasılsın diye sormuyorum zira sivri dilini keskinlemenin mutluluğunu yaşadığını biliyorum :))
...... her şeyi çok ama çokkkk derin düşünüyorum bu beni hasta ediyor ..
.... derin düşünmek bir hastalıktır ... evet
S.... N...¿
Ah ahhh yine benim sopamı aldıracaksın elime Zat-ı Zayi
Yine kendine yüklenmişsin.
Sen kendine hep yanlış yerden bakmak zorunda mısın?
Sen gündelik bir konuyu bile öyle bir kelime dizimiyle anlatıyorsun ki, insan okurken “ben bunu neden hiç böyle düşünemedim” diyor.
Bir kelimeyi alıyorsun direkt atmosfer çiziyorsun.
Biz inci dizerken sen bir deniz buluyorsun.
Ne yabani otu, sen o düzenli bahçenin içinde kendiliğinden çıkan, en gerçek ve güzel duran şeysin.
Sendeki o sıradışılık çoğu kişi de yok. Gör artık kendini.
Milletin ortasında barıtma beni ya. Bak herkes bize bakıyor. Eve gidince göstereceğim sana. :)))
.. - nasılsın?
+ tam da utanç içerisinde olmam gerektiğine dair bazı hissel varsayımlarımın pençesinde paradoksal çıkarımlar yaparken indirimden yeni aldığım beyaz gömleğime damlayan çay lekesini jeneriğini ezberletecek kadar çok reklam yatırımları olan hiçbir leke çıkarıcının çıkarmaya gücünün yetmeyecek olması ihtimali ile kahrolduğum sırada soğuyan ve bir daha ısıtma imkanlarından mahrum olduğum çayımın üzüntüsü ile dizlerim üzerine çöküp gözlerimi en uzak mesafeye sabitleyip neden tüm bunların benim başıma geldiği ile ilgili bir vicdan muhasebesi yapar haldeyim..
- hı hı..
... herkes hâlini tarif edecek en nâdîde sözcükleri
ipe inci dizer gibi sıralarken peş peşe;
ben, çiçekler arasında eğreti duran yabani ot gibi
çalı çırpı gibi
çaysadım yazmışım..
biraz utanmam gerekiyor
galiba..
sen gitmiştin ya hani, takvimden çıkardığım o gün! insanlar ağladı biliyor musun bu gidişe..
her gidenin ardından dökülür yaş, evet iyi bilirdin sen..kaç yolcu uğurladın sormadım, sen de saymadın eminim.. ben uğurlayamadım seni, bu yüzden gitmedin benden..ve şu an aklıma gelen tek soru bana nasılsın diyen olmamış o gün, o soğuk avlunun en kalabalık yalnızlığında, ben nasıl olduğumu bilmediğim bir yerdeyken üstelik..
peki sen nasılsın kara bahtımın yarası?
Belki de…
her gece biraz daha demleniyoruz fark etmeden,
sabah dediğin de aynı hikâyeye yeni bir cümle eklemek sadece.
İyi akşamlar diyorsun ya,
benim akşamım biraz da sana benziyor şimdi sakin, içten ve kalmaya değer.
Fark etmeden insanın içini de akşam gibi güzelleştiren insanların varlığının mutluluğundayım.
Ya sen NasılsıN ?
saat ilerliyor
ben niyet ediyorum
başlıyorum
zaman bitiyor
araya kim giriyor
bilmiyorum
yetişemeyen bir planım.
Sen nasılsın?
... evden uzak
yorgun
keyifli
ama çaysızım
çok çaysızım..
çaysızlık bir hâl midir?
evet, şiddetli bir yoksunluk hâlidir..
- nasılsın?
+ çaysızım..
bakınız, ne kadar anlaşılır bir hâl..
....... > göründüğümden daha yorgunum ....
S..... N.....¿
Saatin içindeki sessizliğim…
Akrep ilerliyor ama zaman kıpırdamıyor.
Ne söylesem, cümleler cebimde unutulmuş anahtar gibi;
açamıyorum hiçbir kapıyı kendime.
Kendimi yazdıkça, kâğıdın inatla temiz kaldığı yerdeyim.
Ya sen nasılsın??
Bir aşk(ımız) eksik(ti) !
Sen nasılsın?
Doğu-batı klasikleri tadında, analiz-sentezleriyle kalite dendiğinde akla ilk gelen…
Sen nasılsın?
Bugün ‘nasılsın’ sorusuna klasik cevaplar haksızlık olur…
Takvim benimle küçük bir kutlama derdinde,
ben de ona ayak uyduruyorum işte.
Biraz gülüş, biraz şımarıklık, bolca ‘iyi ki doğmuşum’ hali…
Kısacası; bugün ben, kendimin en keyifli versiyonuyum
Ya sen nasılsın ¿
Üstad-ı âzam, sultan-ı şuara…
Sen nasılsın?
Güçlü kalem, büyük şair…
Sen nasılsın?
İçimde aynı anda hem sonbaharı döken,
hem de baharı saklayan bir iklimin eşiğinde duruyorum.
Kalbim hâlâ eski bir şehir gibi;
bazı sokakları yıkık,
bazı pencereleri içeriden kilitli,
bazı kapılarıysa yanlış hatıralara açılıyor.
Biraz suskunluğun içinde büyüyen bir cümle gibiyim. Söylenmediğim her an derinleşen,
dile geldiğimde ise anlamını yitirmekten korkan…
İçimde, kendine yer bulamamış duygular var.
Her biri bir köşe kapmış,
her biri kendi hikâyesini fısıldıyor; ama hiçbiri tam olarak anlatılmıyor.
İyiyim desem, içimdeki kırık aynalara haksızlık ederim.
Kötüyüm desem, hâlâ bir yerlerde direnen o ince ışığı inkâr etmiş olurum.
Ben, tam ortasında kalmış bir hâlin adıyım.
Belki de en doğrusu şu:
Ben, içimde hâlâ hissetmeye cesaret eden yer kadar iyiyim… geri kalan her şey, sadece zamana tutunmayı öğrenmiş bir yorgunluk.
Peki ya sen, nasılsın?
.... gözlerimde iyilik kuşları
Hepsini vurmuşlar..
S.... N....¿
sen ışırdın güneş ısınırdı
kokun bahardı
susardın ahraz kesilirdi alem
şimdi nasılsın?
Nasılım ..¿ Ne yapıyorum ¿ Kim bilir ¿
Xwedê dizane
Nasılım? Neler yapıyorum acaba? Kim bilir?
Sevgilim bilir. :))
Daha bakıp durmaktayım göklerde kanatlara...
S.. N...¿
Tanıktım,
yargıç
ve sanık;
Yürüyüp gittim…
Yüzüme yalan bir mutluluk iliştirdim:
Günlerin çarmıhında İsa gibiydim…aln.
Sen.. Na ¿
- bir dağın tepesinde tütüp gökyüzüne karışan
bir duman olmakla,
bir ağacın dalından kopup düşen
solgun bir yaprak olmak arasında
kararsız kalmış durumdayım..
- onu bunu bilmiyorum.. ama sen çiçeksin
- hııı.. merhaba
ben kaktüs..
zihnim berrak, işlemcilerim hiper hızlı :))
bu sabah huzurlu bir yağmur var şehr-i stanbulda ve çok sevdiğim rüzgar da..
gönlüm şen ve ruhumda manevi huzurla şükürlerdeyim..
adetten olsa da sen nasılsın diye sormuyorum
zira sivri dilini keskinlemenin mutluluğunu yaşadığını biliyorum :))
Şükür ile sabır arasında bir yerdeyim.
Zaten nasıllık geçici, izler kalıcı.. şimdilik ayaktayım.
Sorular var, ilgisi yok..
Sen nasılsın?
.
“Aşk biraz telaşlı ve fazla sıcak bir şey”
Sen nasılsın?
merhem olmayacaksa yarama
derman olmayacaksa derdime
halimi sorsa ne olur sormasa ne?
yine de sen nasılsın?
Bir kez de sen sorsan, desen ki:
Sen nasılsın?
Ne fark eder ?
...bir yanlıştı...
sen nasılsın?