büyüklerimiz ,bir çok çeşme akardı, suları billur, buz gibi ve lezzetli derlerdi. günümüzde, o çeşmelerin büyük çoğunluğu kaybolup gitti maalesef.. tıpkı o güzel insanlar gibi.. artık suları akmayan, bereketsiz , çör çöp içinde kalmış çeşmeler kaldı, tıpkı günümüz insanları gibi…
istediğimizde unutup, istemediğimizde unutmamanın bir formülü, bir yolu yoktur.. aslında tamamen unutmak diye bir şey de yoktur belki de.. sadece "artık acıtmaması" vardır. yaşananlar zihnimizin bir köşesinde sessizce durur ama biz onlarla yaşamayı, onları taşımayı öğreniriz. unutmak, insana bahşedilen ve şükredilesi gereken bir özelliktir. zira eğer beyin her travmayı, her kırgınlığı ve her kaybı ilk saniyedeki tazeliğiyle tutsaydı, insan o yükün altında telef olurdu
insan 1 çay, 1 simitle pekala mutlu bir gün geçirebilir.. çorbaya, makarnaya veya peynir- ekmeğe '' güzel yemekti '' diyebilmek için de çok para gerekmez.. amaa ya ruh fakirse.
Mihenk taşı nefes alıp vermektir. Ama salt nefes alıp vermek ‘’yaşamak’’ için yeterli değildir.. Zira nefes almak sadece biyolojik bir eylem değil anı güzelleştiren, o anı paylaştığımız insanlarla ve ruhumuzda hissettiğimiz mutlulukla bütünleştirmemiz gereken bir nimettir.
övülürüz amaa övünmek bize göre değildir.. zira buna gerek yok, ilaveten mütevaziliğin erdem olduğunu bilenlerdeniz.. hem gerçek sanatçının belâgat'a ihtiyacı yoktur :)
ne kadar kamufle olsan da
bir silüet beliriyor uzaktan.
bulunmaz hint kumaşı değilsin ne bu havalar
saklambaç oynasan da herkes seni sobeler :)))
yoo korkmaya gerek yok..
bir FİL' in bile züccaciye mağazasına girmesinin çaresi var :)
büyüklerimiz ,bir çok çeşme akardı, suları billur, buz gibi ve lezzetli derlerdi.
günümüzde, o çeşmelerin büyük çoğunluğu kaybolup gitti maalesef..
tıpkı o güzel insanlar gibi..
artık suları akmayan, bereketsiz , çör çöp içinde kalmış çeşmeler kaldı, tıpkı günümüz insanları gibi…
istediğimizde unutup, istemediğimizde unutmamanın bir formülü, bir yolu yoktur..
aslında tamamen unutmak diye bir şey de yoktur belki de..
sadece "artık acıtmaması" vardır.
yaşananlar zihnimizin bir köşesinde sessizce durur ama biz onlarla yaşamayı, onları taşımayı öğreniriz.
unutmak, insana bahşedilen ve şükredilesi gereken bir özelliktir.
zira eğer beyin her travmayı, her kırgınlığı ve her kaybı ilk saniyedeki tazeliğiyle tutsaydı,
insan o yükün altında telef olurdu
insan 1 çay, 1 simitle pekala mutlu bir gün geçirebilir..
çorbaya, makarnaya veya peynir- ekmeğe '' güzel yemekti '' diyebilmek için de çok para gerekmez..
amaa ya ruh fakirse.
gerçek ve doğru şudur kii vefalı hemşoo,
biz hiç kimseyi yarı yolda bırakmadık,
hep onlar, musait bir yerde dediler.. :))
Mihenk taşı nefes alıp vermektir.
Ama salt nefes alıp vermek ‘’yaşamak’’ için yeterli değildir..
Zira nefes almak sadece biyolojik bir eylem değil anı güzelleştiren,
o anı paylaştığımız insanlarla ve ruhumuzda hissettiğimiz mutlulukla bütünleştirmemiz gereken bir nimettir.
insanlar '' aynı geceyi'' yaşar,
duygularla, deneyimlerle, hüzünlerle, sevinçlerle, düşüncelerle…..
fakat '' ayrı ve farklı '' hayatlarla….
yaz,
yaz ki şenlensin gözümüz..
yaz,
yaz ki “söz” e kansın ruhumuz :)
övülürüz amaa övünmek bize göre değildir..
zira buna gerek yok, ilaveten mütevaziliğin erdem olduğunu bilenlerdeniz..
hem gerçek sanatçının belâgat'a ihtiyacı yoktur :)