Anadolu’m dört mevsim dağın taşın gül bahçe
Açılmış mor sümbüller mevsim çalmış gazele
Yakılmış kor ateşler kaynar zaman son akçe
Geçilmez Çanakkale! kıyılamaz güzele
Haçlıların ordusu gece gündüz pusu da
Bu nasıl ayrılık! Nasıl yazı
Doğmuşum karlı bir kış ayında
Üşüdüm; Zemheri soğuk ayazı
Bir baykuş öter konmuş damımda
Ötme baykuş ötme seni vururlar
Ta derinlerden gelen bir istek
Hatıralarda eskimeyen
Dövünüp duruyor durmadan
Tatlı meltem rüzgârlarıyla
Doğan güneşe özlem var
Sormayın ey dostlar sevgi nedir aşk nedir
Hangimiz düşmedik ki bir zamanlar bu derde
Kurtulamadık da içimizden atamadık da
Ne çare… Aşkta parayla sevgide parayla
Gençlik yıllarında okul sıralarında
Derin uyku kaplıyor gözlerimi
Yorgundur sana hasret bakışlar
Uyusam nice zaman sonra uyansam
Yaşasam seni...
Kaç güneş batırırdı gözlerin
Kaç yıldız söndürürdü (g)ece.
Ey kudretli şair!
Tanışıklığımız vardır acıda kederde elbet
Kabarır nehirleri duyguların hecelerinden düşer
Rengârenk iklimlerin zamana bıraktığı derin acı izlerden
Akıyor şiirlerin yası şair...
Göz pınarlarında can suyu saklar anneler
Oğul; acım dinmiyor, diye söylenen ana
Ağlayayım yerine, çivileyim gözyaşım
Güneşi kucaklayıp, getireyim söz sana
Gülüşlerin serine, Ay hilali yay kaşın.
Tarihe damga vuran alev alan yaşların
Paydos zili çoktan çalmış dolaşıyorum ıssız sokaklarında
Sönmüş şehrin ışıkları alışıyor gözlerim zifiri karanlıklarına
Rengini vermiş mürekkepler ismini taşlara kazıdığım çok dert olsa gerek
Beş köşeli yıldızından tutuklu gönül devrimi aşkların
Kurşun kalemlerin tükenmişliği uğrunda sevda nehirleri gibi akan
Dil yarası sözlerden başka ne kaldı
Aşkımın romanı şiirin yazdım
Nice güller diktim el ile kazdım
Yaktım tatlı diller eledim süzdüm
Zemzemin soyudur kanar gözlerin.
Vecd ile duada andım ismini
Temmuz sıcağında yanmaktayım
Kanım terimin içinde
Vasiyetim vardı benim vasiyetim
Asılmaktı Pir sultanın ipinde
Otuz yedi candı onlar insandı




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!