İstanbul...
Sana her baktığımda
bir şehre değil,
ömrümün eksilen yıllarına bakıyorum.
Surlarına yaslanan rüzgâr bile
Sen Gittin, Ev Gitmedi
Gittiğin gün, evin kapısı kapandı ama ev kapanmadı.
Duvarlar hâlâ seni bekliyor.
Ben de...
Masanın üzerinde, avuç içinin bıraktığı belli belirsiz bir iz var.
Seni Çok Beklettim,
Affet Sevgili
Eski acılarının arasında yolumu kaybetmistim
Ben biraz öyle geldim sana.
Omuzlarımda kimsenin görmediği eski yıkıntılar vardı.
Seni ilk ne zaman sevdim,
bilmiyorum.
Belki kumral saçların
ikindiyi usulca akşama çevirdiğinde.
Belki de ela gözlerin,
bana bakmadan beni gördüğünde....
Sensizlik yağmurudur yağan Sevgili..
Gel de bahara dursun İstanbul
Eýlül ortası..
Gerçeği rüya gibi yaşamak..
Uyanıkken gördüğüm rüya..
Sen şimdi gerçek misin sevgili?
Bazı insanlar,
hayatımıza gelmek için değil,
içimizde ömür boyu kalmak için uğrar.
Sen de öyle oldun.
Dokunamadığım hâlde izini silemediğim bir mevsim...
Kelimeleri hür,
Hareket prangalı bir şiirde hükümlüyüm.
Çok az taşıyor
çırpınışım, zindanımdan dışarı
Göğsümü yırta yırta haykırıyorum siyah duvarlara.
Kendine yol bulabilen bir kelimem buluşur ümit ederim,
Beni görünce hemen takvime bakıyorsunuz. "Yirmi sekiz..."
Sanki ömrüm eksik,
sanki kaderim yarım.
Söyleyin hele,
Hangi suçtan kırptınız günlerimi?
Günü bol aylardan birer gün isteseydiniz ya...
Ben bir kavak ağacıyım.
Öyle ulu çınarlar gibi
meydanların ortasında
adı söylenerek büyümedim.
Derler ki
Veysel Karani'nin bir annesi vardı,
öyle bir anne ki
oğlunun dünyadaki bütün yollarını




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!