İnsan, kalbinin sesini
ilk ne zaman duyar Feriha?
Adını içimden ilk geçirdiğim gün öğrendim bunu.
O günden sonra sokaklar aynı sokak değil,
Yağmur aynı yağmur değildi.
İstanbul’da seni özlemek
başka bir şey oldu bende.
Akşam, yavaş yavaş
şehrin omuzlarına çökerken
Karaköy’de balık kokusu
Sana ulaşmayan her yol,
gelip kalbimde bitti.
Şehirler değişti, mevsimler eskidi;
ben, adını eskitemedim.
İnsan bazen birini sever,
Ula yaylanin yoluni sordun mi, yol yoktur da taşina basarsun,
Sis çöker dağın başina, kidip kenduni göğe asarsun,
Bir yanda yaban keçisi, bir yanda kartal, sessizce bakarsun,
Bu da bizim işimuz, Karadeniz bizim sevdamız, başımız gözümizdu.
Dağın ardi dağdur ha, denize tig iner bizim yamaçlar,
Sessice geldin bulutlarla kaplı dünyama
Ne sen bildin bu gelişi, ne ben bildim bu hissedisi
Epey sonra anladım, misafir olmustun artık her gece rüyama
Bir baktimki, terketmişim sikayeti, sızlanmayı, serzenişi.
Çicekleri solmuş, bakıldığında virandı bahçem bir zamanlar
Ben giderim artık.
Ne bir sitem bırakırım eşiğine, ne de adını suçlayan bir cümle.
Cumleler hapsoldu, sessizlestim
Ve o sessizlik, bir ömrün bütün çığlıklarından daha ağır.
Bütün fırtınalarımı çoktan içime gömdüm.
Gidersen yokluğundan anlarım.
Yaranı sorma bana,
Ben de biraz yaralıyım.
Susarsan suskunluğundan,
Gidersen yokluğundan anlarım.
Bir yerden çıkarsın önce.
Küçük bir çantayla,
cebinde birkaç taş,
arkanda çocukluğun.
Eski bir evin penceresinde
akşamdan kalma bir ışık gibi
Sana ulaşamadım.
Gölgen vardı,
ona yaklaştım.
Ne garip,
insan sevdiğine varamayınca
Bu ev beni benden iyi tanıyor artık.
Duvarlar sesimi ezberledi,
Tavan geceleri hangi saatte sustuğumu biliyor.
Bir sandalye,
Açık kalmış pencere,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!