Bir kadının bir adamı sevmesi değildir sadece sevmek.
Bir adamın, bir kadının gözlerinde
kendi yalnızlığını unutması da değildir.
Sevmek bazen
sabah erkenden uyanıp
Adını bir güle yakıştırıyorum,
elim papatyaya uzanıyor.
Bir gül duruyor içimde;
sessiz, vakur,
kendini anlatmaya ihtiyaç duymayan.
Açık denizlerde kalan gözlerim
Biraz buğulu, çokça hasret yüklü
Havaya savruldu zayi oldu belki derinde demlenen sözlerim
Biraz gamlı çokça ümit yüklü.
Haritanın bir ucundan gelir mi cennet sesin
Ağlayarak geldik, sımsıkı tutunduğumuz, ayrılmak istemediğimiz dünyaya
Çok geçmedi gözlerimizi açtık ilk bakışlarımızı attık bir iki aya
Sıcak bir kucak vardı huzurla dolu, adı anneymiş
öğrendim sonradan
Biride varmış ki büyudukce degerini anladım,
Uhud günüydü…
Dağlar susmuş,
gök başını eğmişti.
Bir mızrak savruldu karanlıktan,
Hamza düştü toprağa.
Ve Medine’ye
Saçlarının kokusu doluyor geceye,
Hiçbir pencere açık değil oysa.
Bir yerlerde sen yürüyorsun sanki,
Sesini duymadan adımlarını tanıyorum.
Sık gördüğüm, gözlerinin rüyası var aklımda.
Uyandığım her sabah biraz daha derinleşiyor.
İstanbul yürüyor yanımda bugün,
ben İstanbul'un içinde
çocukluğumu arıyorum.
Bir kaldırım taşı görüyorum,
Sen her şeye bir cevabı olan adamdın baba.
Bir kapı kapanırdı,
başka bir kapı bulurdun.
Bir iş bozulurdu,
“hallederiz” derdin.
Birileri seni kırardı,
Bir insan başkasının kalbinde kaç kez misafir olabilir,
Kendi evinden kovulmadan?
Sen gülüşünün içine, ince bir bıçak sakladın.
Işığa tutulmuş bir yüzdün,.
Arkanda uzun bir kış taşıdın.
Bir han bilirim, herkes uğrayıp geçer,
Tozunu bırakır, selâmını alır gider.
Ben hep aynı taşın üzerinde beklerim,
Mevsimler değişir, gölgeler değişir ve hep gider.
Kıyısında durduğum nice ırmak gördüm,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!