Ölümden kaçılmaz, ey gönül, uyan!
Her nefes ecelden bir mühür basar
Dünya dediğin de bir avuç zaman,
Ömür, avucundan kum gibi akar.
Korkma toprağından; kork boş nefesinden,
Bugün içim sıkılıyor İstanbul,
öyle böyle değil…
Ev duvarları üstüme üstüme geliyor.
Çayın tadı yok,
televizyonun sesi fazla,
telefon ötüp duruyor şebeke mesajlarına,
Mahallenin köşesinde, çayı soğuyana kadar oturan bir adam var.
Remzi Abi.
Çok konuştuğunu gören olmamıştır.
Sorarsan cevap verir,
anlatırsan dinler,
gülersen o da güler.
Akşam, yine usulca çöktü omuzlarıma.
Çayın dumanı yükseldi,
kuşlar sustu,
şehir kendi gürültüsünü bile unuttu.
Bir tek özlemek konuşuyordu içimde.
Sonra...
Ben her şeye sabrettim.
Bir sabahın erken saatinde;
mutfağın ışığını yakarken, daha gün başlamadan birilerinin benden bir şey beklemesine meselâ
Çayın altını açtım,
EV sustu,
telefon çaldı,
Uzaklar, aslında yüreğimin ortasına kurulmuş bir Türkmen çadırıdır
Sevdalar vardır, adı uzakta kendisi yakın yaşanan
Arada dağlar denizler var olsada
Vuslat belki gelecek yaz, belki bahardır.
Düşünürsen, gözündeki iki damla hicrandır
Sana bağlanmanın acısı var içimde,
Öyle büyük bir acı değil belki,
ama insanın içine yerleşen,
Ben seni, bir mevsim sevmedim.
Ben seni,
Dağların göğsüne düşen ilk kar kadar sessiz,
ırmakların denize yürüyüşü kadar kararlı sevdim.
Sen ise...
İyi insan olduğunu sanıyordum;
iyiliğin,
kimse görmediğinde de insanın içinde aynı sessizlikle büyüdüğünü,
bir elin uzandığında karşılığını beklemeyeceğini,
iyiliğin alkışla değil,
unutulmuş bir yerde bıraktığın iz ile ölçüldüğünü sanıyordum.
Giz dediğin, özde bir hazdır.
Kiminde çok kiminde azdır.
Cefasız sefa devasız marazdır.
Gönül içinde neler var neler.
Sefa o ki, mevlaya niyazdır.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!