Mahallenin köşesinde, çayı soğuyana kadar oturan bir adam var.
Remzi Abi.
Çok konuştuğunu gören olmamıştır.
Sorarsan cevap verir,
anlatırsan dinler,
gülersen o da güler.
Ama kimse onun sustuğu yerde neler taşıdığını bilmez....
Bir zamanlar konuşurmuş Remzi Abi.
Yanlış yapanı uyarır,
düşeni kaldırmaya çalışır,
birinin başına gelecek şeyi önceden görürse sözünü sakınmazmış.
İşin sonunda bir rampa görürse bir şey söylememeyi kendine yakıştıramazmış.
Yıllar geçmiş...
Söylediği sözler havada kalmış.
Elinden tuttuğu insanlar, yeniden kendi karanlıklarına dönmüş.
Gösterdiği yolları beğenmeyip, duvara toslayacaklarını bile bile başka yollara sapmışlar.
Remzi Abi görmüş bunu.
Hem de defalarca.
Bir gün, bir şey söylemek için ağzını açmış.
O da son olmuş
Sonra kapatmış.
Şimdi bir şey olur, görür...
Görmemiş gibi bakar.
Bir söz söylenir, duyar...
Duymamış gibi çayından bir yudum alır.
Bir gerçeği bilir.
Ama söylemez.
Sanırsın ki haberi yok.
Oysa Remzi Abi'nin haberi olmadığı için değil, fazla haberi olduğu için sustuğunu kim anlayacak?
Anlamış.
Her yaraya merhem olunmadığını...
Elinden tuttuklarının kendi çukuruna çektiğini.
Sözlerin, söylendiği kişiyi değiştirmediğini.
İnsanların doğruyu duymak istemediğini...
Sadece, kendi doğrusunu senin ağzından duymak istediğini.
O yüzden artık her söze karışmıyor.
Herkese bir şey anlatmıyor.
Her derdi sırtına almıyor.
Yine dinliyor ama...
Eskiden olduğu gibi cevap vermiyor.
Çünkü Remzi Abi, insanların konuşurken aslında ne söylediklerinden çok, neden öyle konuştuklarını anlamayı öğrenmiş.
Kimin gözünde korku var,
kimin kahkahasında hüzün
Kimin öfkesi kendine
kimin sitemi hayata
Sessizce bakıyor
Ve çoğu zaman hiçbir şey söylemeden her şeyi anlıyor....
Bazen yanında oturuyorum.
İnsanlar konuşuyor, itiraz ediyor, birbirini suçluyor...
Remzi Abi gülümsüyor.
Öyle yüksek sesle değil.
Sanki içinden geçen bir şeyi kimseye söylememeye karar vermiş gibi...
Sonra sigarasından bir nefes çekiyor, çayına bakıyor ve susuyor.
İçinden ne geçtiğini soramıyorum.
Belki söyleyecek olsa saatlerce anlatacak.
Belki biriktirdiği onca kelime bir kapı açılsa önümüze yığılacak.
Ama açmıyor o kapıyı.
Sırrı taşıyacak kadar güçlü değiliz.
Herkes gerçeği duyacak kadar cesur değil.
Herkes, kendisiyle yüzleşecek kadar hazır değil.
Remzi Abi bunu hayatından öğrenmiş.
Kırılarak öğrenmiş.
İnanıp öğrenmiş.
Anlatıp anlaşılmayarak...
İnsanları korumak için yuttuğu sözlerden, kendini anlatamadığı gecelerden,
içinde kopup da dışarıya tek bir parçasını göstermediği fırtınalardan öğrenmiş.
Remzi Abi'nin sessizliği boşluk değil.
İçinde konuşmaktan yorulmuş koca bir hayat var.
Belki bir gün herkes onun neden sustuğunu anlayacak.
Ama o gün geldiğinde Remzi Abi yine bir köşede oturmuş, çayını karıştırıyor olacak.
Birileri konuşacak...
O dinleyecek.
Birileri yanlış yapacak...
O görecek.
Birileri düşecek...
Belki içinden elini uzatacak.
Ama yine de her şeyi söylemeyecek.
Çok şey yaşadıktan sonra susanlardan Remzi Abi...
Susmayı konuşmaktan daha iyi bilenlerden.
En iyi bilenlerden...
Kayıt Tarihi : 22.08.2026 19:26:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!