İstanbul...
Sana her baktığımda
bir şehre değil,
ömrümün eksilen yıllarına bakıyorum.
Surlarına yaslanan rüzgâr bile
eskiden daha başka eserdi sanki.
Taşların dili vardı,
sokakların hafızası,
insanların birbirine emaneti vardı.
Sabahın ilk ışığında Eminönü...
Martılar vapurlardan önce uyanır,
simitçinin dumanı denize karışırdı.
Fırınlardan yükselen sıcak ekmek kokusu,
çocukluğumuzun en güzel türküsüydü.
Galata'nın taş merdivenlerinde
acele etmeden yürürdük.
Karaköy iskelesinde içilen çayın buharı,
bütün yorgunluğumuzu alırdı.
Vapur düdükleri yalnız denizi değil,
içimizdeki özlemleri de kamçılardı.
Tophane'den geçerken
tarihin omzuna dokunmuş gibi hissederdik.
Eski çeşmeler susmazdı,
eski insanlar da...
Her selamın içinde bir muhabbet,
her tebessümün içinde bir dua vardı.
Ahhh anamın duası...
Mahallede bakkal Yilmaz herkesi tanırdı.
kimin babası işte,
Kimin annesi hasta,
Hamdi amcanın kırkı çıkmadı, Nermin Teyze yasta
kimin cebinde para yok;
Kimin evinde tüp yok.
kimseye söylemezdi ama
herkesi damarına kadar bilirdi.
Köşe başlarında oturan ağabeyler vardı.
Geçene selam verir,
yanlışı sessizce düzeltir,
iyiliği gösterişsiz öğretirlerdi.
Şimdi aynı köşeler yine duruyor orada
ama bekleyen abiler yok.
Selim Abi kaldi bende, kim bilir gerisi nerede.
Akşam olunca Beşiktaş'a kadar uzardı yürüyüşler.
Bir banka oturur, denizi seyreder, yüklenirdik Suskun Ömer'e
Cepte metelik ekside,
Yetermiydi bir sise ayran, yarım ekmek dönere.
Ortaköy'e vardığımızda
caminin gölgesi suya düşerdi.
Boğaz usulca akardı;
biz de hayatın telaşını suya bırakırdık.
Sonra ezan yükselirdi...
İstanbul, bir anda kalbimizi dinlemeye başlardı.
Gürültü susar,
acele yavaşlar,
insan kendini yeniden hatırlardı.
O segâh ses, kulaktan çok gönüllere inerdi.
Anne duası,
baba nasihati,
büyüklerin gölgesinde büyüyen çocuklar...
Saygı, kitaplardan değil,
evlerin eşiğinden öğrenilirdi.
Yetmedığinde sarı terlikle takviye edilirdi.
Edep, en kıymetli mirastı,
hep böyle bilinirdi
Şimdi yine bu şehirde yürüyorum.
Kalabalık çoğalmış,
ama yüzler birbirinden çok uzak.
Apartmanlar yükselmiş,
mahalleler büyümüş,
Sofralarda sohbet küçülmuş
selamlar çoktandır yorulmuş.
Bazen cebimde eksik bir günün yükü,
omzumda yılların yorgunluğu oluyor.
Yine de vazgeçemiyorum senden İstanbul.
Çünkü hangi sokağına dönsem,
geçmişten kalan bir hatıra
elimden usulca tutuyor.
Haylaz çocukluğuma bakıp, başımı okşuyor
Hayat insandan çok şey alıyor.
Kimi zaman sevdiklerini,
kimi zaman çocukluğunu,
kimi zaman da eski günlerini...
Fakat senden öğrendiğim bir şey var İstanbul
İnsan, özlediği yerlere benzeyerek yaşlanıyor.
Ey İstanbul...
Sen sadece bir şehir değilsin.
Bir ezanın yankısı,
bir simidin sıcaklığı,
Galata'nın sessizliği,
Karaköy'ün vapur düdüğü,
Beşiktaş'ın rüzgârı,
Ortaköy'ün akşamı kadar eskimeyen vatansın.
Ben seni özlemiyorum aslında...
Ben, senin içinde kaybolan o güzel zamanları özlüyorum.
Ömer ALBAYRAK
31 TEMMUZ 2026
Kayıt Tarihi : 31.07.2026 15:52:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!