Aynadaki Kuş Şiiri - Ömer Albayrak Hayat Mr

Ömer Albayrak Hayat Mr
79

ŞİİR


3

TAKİPÇİ

Aynadaki Kuş

Gece,
şehrin üzerine eski bir korku gibi çökmüştü.
Pencerelerin bazıları açıktı.
Bazıları yıllardır açılmıyordu.
Bir yerlerde bir kadın,
karanlığı kendine battaniye yapmış,
geçmişinden kalan kırık aynalara bakıyordu.
Bir yerlerde ben;
aynı geceyi
iki elimle tutmaya çalışıyordum.
Gece akıp gitmesin diye.

Geceler geçince
içimden de bir şeyler geçip gidiyor.

Sonra...
Bir kuş havalandı.
Kimse görmedi.
Belki de havalanmadı.
Belki yalnızca
uçabileceğini hatırladı.
Ne fark eder?
Hatırlamak da
uçmak kadar yorucu.

Demişti bir ara lâf arasında:
"Ben herkesten uzağım..."

Sanki ben değil de
eski bir yangının külleriydi yaklaşan
Sanki ellerim
bir gün mutlaka
aynı yerden tutup yakacaktı onu.

Bunu duydum.
Bir şey söylemedim.
Yaraların karşısında
kelimeler çaresiz kalıyordu.

Onun karanlığına
elimde küçük bir mumla girdim.
Mum küçüktü.
Karanlık büyüktü.
Ben yine de
yeteceğini sandım.

Bilmez miyim?
Ki çok iyi bilirim
Karanlık,
ışığın azlığından değildir her zaman.
Karanlığı yıllarca
kendi ellerimizle öreriz.

Diliyle değil, kalbiyle seslendi bana:
"Gel..."
Ama kapıyı açmadı
Bekledim
Kapının önünde mi bekledim bunca?
Hayır.
O kadar basit değil.

Kalbinin önünde
kapı da yoktu.
Eşik vardı.
Ve eşikler...
Kapılardan daha acımasızdı.
Ne içeride olabildim,
ne dışarıda.
Bir ayağım hep havada.

Yine konuştu bir ara.
Sesi uzaktan geliyordu.
Sanki kendi sesinden bile
çekiniyordu.
"Boş yere..." dedi.
Gerisini gece tamamladı.
Ümit mi?
Ömür mü?
Kalbini
yanlışlıkla tutmak mı?

O kelimenin ardından
uzun süre sustum.
O anda çok anlamadım ağırliğını.

İçine düştüğün söz
yıllarca ses verir ya.
Bir kuyu gibi.
Taş atarsın.
Ses gelmez.
Bir zaman sonra
hiç beklemediğin bir anda
o taşın düştüğünü duyarsın.

Bana geçmişinden çok söz etmedi.
Ama geçmiş
zaten kendini anlatır.

Sesindeki titremeden.
Bir "bilmiyorum"un
gereğinden uzun sürmesinden.
Yaklaşacakken
birden geri çekilen gözlerinden.

Anladım.
Ya da anladığımı sandım.
Sevdiğimi anlamakta
çok mahirdirdim sanırdı0m.
Hatta bazen...
Söylenmeyeni de
kendimce tamamlardım.

Bir gün...
Gökyüzü çok alçaktı.
Başımı kaldırdım.
Bir şey aradım semada
Belki bir kuş.
Belki yıllar önce
birlikte uçurduğumuz bir hayal.
Belki de yalnızca
uçmanın nasıl bir şey olduğunu.
O sırada
yine o tanıdık kelimeyi söyledi:
"Korkuyorum."
Başını eğdim.

İyi bir insandı.
Belki ben de iyiydim.
Ne fark eder?
İki iyi insanın
aynı hikâyede buluşması,
iyi bir hikâye olacağı anlamına gelmiyor.

Bazen berraktır su...
Ama derindir.
Bazen yol güzeldir...
Ayağın yürümeyi unutmuştur.
Bazen biri
karşında durur.
Yıllardır baktığın yüzdür o.
Ve bir adım...
Yalnızca bir adım vardır aranızda.
O bir adımın içinde
bir çocukluk,
bir ayrılık,
bir mezarlık sessizliği,
yarım kalmış bir ev,
adı söylenmeyen insanlar
ve kapanmamış kapılar vardır.
Kim geçebilir o bir adımı?
Kim?

Geçtiğimi sandım.
Sonra anladım.
Mesafeler yürünerek kapanmıyor.

Uzaklaştı mı?
Bilmiyorum.
Ben de derman kaldı mı?
Onu da bilmiyorum.
Belki ikimiz de
aynı yerdeydik.
Yalnızca birimiz
gelmekten korkuyordu.
Diğerimiz
beklemekten.

Sonra gece bitti.
Sabah,
her zamanki gibi,
hiçbir şey olmamış gibi doğdu.
Sokaklar açıldı.
İnsanlar işe gitti.
Çaylar demlendi.
Bir yerlerde çocuklar ağladı.

Bir yerlerde penceresini açtı.
Bir yerlerde ben
telefonuma baktım.
Hayat...
İnsanın içinden bir şey kopunca
durmuyor.
Ne büyük haksızlık.
Dünya,
senin en güzel yerin yıkıldığında bile
dönmeye devam ediyor.

İşte o sabah...
Aynanın karşısına geçtim.
Kendime baktım.
Yüzümde gecenin yumruk izleri vardı.
Gözlerimde
bir yere varamamış yollar.
Omuzlarımda
uçmayı unutmuş bir gökyüzü.
Bir şey söylemek istedim aynadaki bana
Söyleyemedim.

Cümlelerim bitmisti
geriye tek bir ses kalmıştı.
Ne sitem.
Ne isyan.
Ne beddua.
Yalnızca...
İçimde kırılan
bir şeyin sesi.

Başımı kaldırdım.
Sanki çok uzakta,
çok eskiden kalmış bir kuş
son defa kanat çırpmıştı.
Sonra...
Diyecek bir şeyim kalmadı, dedim.
Biraz sustum.

Belki beni duydu.
Belki duymadı.
Belki o sırada
başka bir pencereden
aynı gökyüzüne bakıyordu.
Kim bilir...

Son defa
göğsümün içindeki o kuşa dokundum.
Ve çok yavaş söyledim:
Kırıldı...
Kolum kanadım.

Gökyüzü yerinde duruyordu.
Kuşlar hâlâ uçuyordu.
Yollar bir yerlere gidiyordu.

O gün,
İçimden
göğe giden yol kapandı.
Ve Ay'ım, Günüm...
Belki ilk defa,
korktuğu şeyin
beni kaybetmek olmadığını,
kaybedilmeden de
ömrünün içinden eksilebildiğini düşündü.

Ömer Albayrak Hayat Mr
Kayıt Tarihi : 27.08.2026 16:39:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Hikayesi:


Bir gece var. Bir kadın var ama tam olarak anlatılmıyor. Bir adam var ama kendini acındırmıyor. Bir korku var, adı konmuyor. Bir eşik var ama kapı yok. Bir kuş var; uçuyor mu, uçmayı mı hatırlıyor, belli değil. Bir mum var; küçük. Karanlık büyük. Ve sonunda bir adamın göğe giden yolu kapanıyor. Kadını suçlayamıyoruz Adamı da tamamen haklı ilan edemiyoruz Çünkü ikisinin de haklı olduğu, ikisinin de biraz kaybettiği bir hikâye bu.

Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!