Kilim dokuya dokuya
Kur’an okuya okuya
Bülbül gibi şakıya şakıya
Mevla’m sana geliyorum.
Mâsivallahı gidermiş,Hakk’a nâzır olmuş
Saray-ı sırda mihmandır Mevlâna’nın özü
Ateş-i aşk ile mest-i vâlihle kaybolmuş
Allah’ın dışında hiçbir şeyi görmez gözü
Hava bulutlu,
Sert esiyor rüzgâr.
Görmedim ilkbaharı,geçti yaz,
Şimdi mevsim sonbahar…
Kış yakın…
Vakit az.
Bir rüzgâr esti ötelerden.
Ağaçların enli göğsü çatırdamaya başladı,
Secdeye eğilir gibi eğildi.
Onlar meyve ağaçlarıydı meyve…
Çalı ya da zakkum değildi.
Meyve ağaçlarının kanı vardı,
Şehrin ortasında eski bir mezarlık,
Seyreyledim ehl-i kabri bir nazarlık.
Selam verdim onlara gönül diliyle,
Aldılar bu selamımı hal diliyle.
Okudum mezar taşlarını tek tek
Mezarlıktan gelen korkunç bir çığlık
Uyandırdı geceyi uykusundan.
Mızrağın ucuna takılmış bu ses
Deldi yaralı ruhumun kalbini.
Bir daha,bir daha bir… arkasından
Nübüvvetin onuncu yılı “senetü’l hüzün
Aynı yıl nasip oldu ona Mi’rac-ı güzin.
Bir gece bindi bembeyaz bir “Burak”atına,
Çıktı Cebrail ile Hak’kın yüce katına.
İnsanı insan yapan, dilindeki beyandır
Hayvanı sırtında taşısan, yine hayvandır.
- . - -/- . - -/- . - -/- -
Bir elimde kalem diğer elimde tebeşir,
Kara tahtanın ensesinde nefesim.
Gözlerim gözlerinde olsa da elim esir,
Eriyip gider seslerinin içinde sesim.
Açılıp saçılarak gezme sakın, göz olur
Tanımadığına laf atma sakın, söz olur.
. . - -/. . - -/. . - -/- -




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!