Distopik gölgeler bastı,
Geceye büründü, devasa metropol,
Atmosfer öylesine boğuk,
Öylesine yoğun duman ki,
Yıldızlar bile seçilemiyor ekranlardan.
*
Derdin ya bana hep,
----tek varlığımsın sen,
Kaldım şimdi burada ben,
----tek bir başıma,
Yapayalnızım,
----bıraktığın o boşlukta,
Öpülesi
----elleriniz,
Yorduk biliyoruz sizleri,
----minnettarız yürekten,
Böyle tanımazdık sizleri,
----mezun olmadan önce,
Orada, yankı mesafesi ne,
Duyulmadı mı hala çığlık,
Bitmedi mi sessizliğin,
Kapalı mı kaldı kulakların?
*
Haber uçurdum, tınısı bozuk,
Yünümüz tek, kırkım aynı,
Renk vermez mi, kök boyası?
Ayıran kim ki, sayayı,
Sen ipliksin, ben lif miyim?
*
Eğirilen kirmen döndü,
Ne bir korku izi var, ne de yürekte bir çekince.
Vahşi doğanın efendileri, çöllerin kudretli canları,
Yankılanır kükreyişleri, kara toprağın derinliğinde,
Ormanların karanlık şanı, ruhları asil onların...
*
Puslu çayırlarda gezinirken, her adımları bir güç.
Örülmüş yazgım,
hiç düşünülmeden,
Sarmış çevremi,
devasa ağlar.
Yok kalbimde umut,
çökmekteyim şimdi,
Doğduğunda senin için,
----o sabahki güneş,
Akşam ve öğle yemekleri,
----kahvaltılar bile,
--------her şey farklı şimdi,
Başlarsın sonra,
Kavrulur mahlukat,
Zemin adeta alev.
Yarılır Ulu Pınar, damla vermez olurdu,
Sırtta, pınarı gözletti Yörükoğlu,
Hatçe'nin Memiş, taş dibini kazdırdı.
Nisanda şöyle bir belirir,
Bulanık yansımaları tükettim, sarı leke duruyor camda.
Sisli sabahların, en gerisinde bekledim hep.
Mutlu anılarım, olmadı mı sanki?
Vardı muhakkak.
Vardı ama, hepsi silik.
Bir tablodan taşmış suretim, akıyor.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!