Lekeli bir içe temas, biriken kör sanrılardan,
Aklım öyle kenetlenmiş, kök toprağa nasıl rehin,
O korlaşan ürküntüden, kaçmak için ağrılardan,
Çekilmez bu yüklenen yük; dolu beyin, yüklü zihin.
Kalemin izini sürelim, sözün özünde buluşalım,
Eski yazıda bırakalım, yeniden hayat verelim,
Aslın sesi bizi bekler, köke doğru inelim,
Unutulanı anlayalım, bilgi ufkunda kalalım.
*
Zamanın tülleri sardı, kapladı görünüşümüzü,
Körüklü bağrımı, gerip yayarlar,
İçimden, hüzünlü sesler duyarlar,
Tuşlarıma vurup, nota koyarlar,
Uzak diyarlardan, feryat koparır.
*
Ustalar, omzuna askıyı asar,
Cümleleri budamışız usulca,
Koru kullarını, ulu Yaradan,
Sabırları bağlamışız çaputla,
Koru kullarını, ulu Yaradan.
Duyguları ufaltarak bitirip,
Kara kış, fırtına, zemheri, ayaz,
Koskoca yılları koyduk heybeye.
Ne bir bahar gördük, ne de sıcak yaz,
Koskoca yılları koyduk heybeye.
*
Yırtıkmış torbamız, döküldü taştı,
Evrenin ruhuyla gülen yoldaşım,
Sözcüksüz seslenen, ışık kaynağım,
Tepeler ardında dingin, çok engin,
Tıpkı şafak vakti doğan ay misal,
Yansıyor zihnime, nurlu bedenin.
*
Yalanla kutsanmak, çamurda gezinmek,
Ezberden alimlik, sahte erdemler,
Sessizce hak yemek, boşluğa haykırmak,
Bunlar hep kötü işler.
Hırsızlar toplanmış köy meydanına,
Zalim alkışlanır pazar yerinde.
Masumlar itilmiş yol kenarına,
Kötüler taç giymiş taht üzerinde.
Vicdan defterini, çoktan kapatmışsın,
Ruhunu, zalimlik ile donatmışsın,
Doğru yolları, uzağa fırlatmışsın,
Kötülük tahtında, gururla durursun.
*
Yabancı kollara, sarılıp yatarsın,
Ruhumun ufkuna, bir ağırlık indi,
Ayrılık, bir örtü gibi serildi üzerime.
Çehrenin kıvrımında, kâinat yitip gider,
Gürültüsüz, ürkütücü, koyu keder sofrasında.
*
Ey oradaki!




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!