Hükmünü icra edecekmiş, tenhalık,
Kulağıma gelen fısıltı, bu yönde,
Vaktin en solgun cildinde.
*
Kalabalıkta unutulmuş,
Yarım kalmış o cümle,
Uyuyup da sayıklayıp durduğum,
Oğuz kalkıp kaşın bana çatmasın.
Gece gündüz hayalini kurduğum,
Dirilerek adımızı satmasın.
*
Yalanlarla zindanlarda durarak,
Yeterince ağır değil mi hava?
Boğulmuşken bedenim buhara,
Sırılsıklam bir haldeyim,
Sız haydi tenime, eriyelim seninle..
Tanıklık etmiyor mu ay?
Bu ilkel hallerimizi mi yadırgıyor?
Kıvrımlarıyla dolu her beden,
Tekin olmaz, içindeki deriden,
Bir soluk al, at bir bakış sen,
Tenindeki hikayeye, dön sen.
*
Kazıp toprağı, buğday ekin,
Teninin gölgesinde gezinsem usulca,
Minik bir kedi yavrusu misali.
Tüylerim kalksa, ince ince,
Seyretsem, derin derin,
Hilal kaşlı güzeli,
Gözlerim yorulana dek.
Tenin sırrına, gölgelerin ardına şeffaf bir davet;
Neden bana öyle oburca bakıyorsun, karanlığı delen o arsız fenerle?
İmgeleri yok edici bir arzu bu!
Belli ki sen de, bu etten sahnede başrolde oynamak istiyorsun.
Mahremiyeti yırtıp, atıyorsun sokağın tam ortasına;
"Kadrajın içine gel de bu arsızlığı izle." diyorsun gülerek.
Ne büyüleyicidir, tozlu dokusu elyazmasının,
Yalnızca kurgulamak dahi, bitirir araştırmacıyı.
Bir taraftan, ürkerken yükünden dahi,
Diğer taraftan, sürükler derine, ilmek ilmek, harf harf,
İncelemeden duramazsın, mühim değildir hangi nüsha.
Yahut, zahmete denk düşüp düşmeyeceği.
Sessizce süzülsün, o ipek şallar,
Titresin arzuyla, o ince dallar,
Kavuşsun, vuslatla bekleyen kullar,
Tenlerin teması, çözer sırları.
*
Kiminin busesi, şerbetli olur,
Öfkem taştı aniden,
Gözlerim yaşlı cidden,
Neden böyle bedenden,
Sinir sardı her yanı,
Çıktım koca çividen.
*
On altı da, Ümitköy'de doğdu derler,
Seksen ikide de, orada öldüğünü bilirler,
Annesi ve babası da, ünlü birer ressammış,
Sanatın sırrını, onlardan öğrenmiş derler.
*
Tam adı; Hayal bin Efe bin Hürriyet'tir,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!