İşte, yabancı dil ve geçen zaman,
İşte, garip sözler ve gizli lisan,
İşte, konuşanlar ve susan insan,
İşte, gizli mana ve açık beyan,
İşte, çevrilenler ve o sessiz an.
*
Asla affetmeyeceksin beni, tükendi dilimdeki son heves,
Karşına çıkmaya yüzüm yok, boğazımda düğüm düğüm nefes,
Ellerinle sunduğun o cenneti, kendi ellerimle yıktım ben,
Kendi ördüğüm bu zindanda, bana dar geliyor koca kafes.
*
Kendi ateşime körükle gittim, sardı her yanımı kızıl bir har,
Dünyada dokunduğun her zemini,
Sarsıldı varlık, salıyor inilti,
Yiten dostların, o elbiseleri,
Anneler yine göğe avuç açtı,
Şimdiden kirlenmiş, yas sandıkları,
Bak, çiçek açtı yine gözyaşları.
Narin gökkuşağında, soluk bir yansımayız belki de,
Yüzyılların yıprattığı köşeli kayalarız,
Geçmişin, dökülen sahifeleriyiz.
*
Arka plandaki uçuşan renkleriz,
Ayırt edilemeyen, idrak edilemeyen, incitilen.
Şu çiçekler açarken bu yeşil kırda,
Uzaktan görünür o serin tepeler,
Sürüler otlarken şu engin bayırda,
Uzakta dikilir fildişi kuleler.
*
Şu rüzgarlar eserek dalı eğerken,
Bıraktım dünyanın yükünü,
Terk ettim sahte dost mülkünü,
Bu ıssız diyarda kaldım tek,
Çıkardım o kibrin kürkünü.
*
Koşmadım insanın peşinden,
Vaktin kıymetine, kördük asırlar boyunca,
Hâlbuki mevcudiyet, saniyeden doğarmış.
Zaman mefhumuyla, tam mühürlüydü ruhumuz,
Ta rahim duvarından, kaimdi bağlarımız.
*
Eş ruhlu fidanlar misali, kaydık bedene,
Çift suret durur önümde, çift beşer,
Birisi, altın işlemeli kara kaftan kuşanmış,
Bir adımı sırça köşkün eşiğinde, öbürü sokak tozunu çiğniyor,
Öteki suret, yarısı ağarmış, yarısı kızıl kirli bıyığı,
Omzunda büzüş büzüş, keten kumaştan bir hırka,
Belinde ondan harap, uçları sıska, topuğundan yüksek şalvar..
Issız Rumeli, karalı,
Kuru topraklar, yaralı,
Adamın sözler, oralı,
Çiftçinin bağrı, çıralı.
Gayretle sürdük biz, kara toprağı,
En has tohumlara, açtık kucağı,
Kendir dokumadan, yaptık yatağı,
Hayırlı niyetle, işe başladık.
*
Semadan dökülen, rahmetin çağı,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!