Küçücük bir bedeni, sararken beyaz kefen,
Babanın omuzunda, dağlar yıkılır gibi.
Ah! Bu sağır karanlık, kan sızıyor geceden,
Uçurumdan farksızdır, insanlığın bu dibi.
Yaralı annelerin, arşa çıkan feryadı,
Sükûtun mezarında, unutulur mu adı?
Unutmak mı? Asla, Leylâ…
Adın, kalbimin susmayan çığlığına kazındı.
Ayrılık dediğin yolları ayırır belki,
Ama ben seni ömrümün kanayan yarasında saklıyorum.
Ben seni gelip geçici bir heves için değil,
Artık sözlü müzik dinleyemiyorum.
Kemanın ince sesi, onun nefesine karışıyor;
piyanonun tuşlarında yankılanıyor adı,
her notada bir hatıra, her susta bir kalp çarpışı.
Şarkıcıya gerek yok artık,
Sokaklar taş, yürekler taş,
Bir çocuğun bakışı delik deşik.
Gözyaşıyla yıkanıyor Mescid-i Aksa,
Ve biz hâlâ susmakla meşgulüz…
Her harabe bir dua tutar içinde,
Ben seni unutmaya değil,
Sende eksilmeye çalışıyorum.
Her gece, isminden bir harfi Daha az anarak uyuyorum.
Ama harflerin kendisi hâlâ sen.
Ben seni, Bir hücrenin içine mühürlenmiş ışık gibi sevdim.
Güneşin sustuğu yerden, bir ah dökülür geceye,
Sığmaz olur koca dünya, şu küçücük bir heceye.
Mürekkep bir kuyu şimdi, Yusuf’unu bekleyen,
Zaman; bir kör değirmen, ömrü ömre ekleyen.
Hangi harfin sırtına yüklesem şu sızıyı?
o adamı gördüm geçen gün...
kimsesiz bir teneşirin mermer soğuğunda, yüzü o hiç uçamadığı göğe dönük.
sanki ölen bedeni değildi de, göğsünde taşıdığı o koca şehrin enkazıydı.
ayazda yakasını kaldırdığı o "kara çocuk" ceketini usulca soymuşlardı sırtından,
şimdi o sağır edici sessizliğe, o acıtan mesafelere, o köprüaltı iskelelerine çırılçıplaktı.
o kadını gördüm geçen gün, köprüaltı iskelesine inen o taşlı yokuşta
adam soluklandıkça sanki onun göğsünde daralıyordu nefes
gözlerinde bir çalıkuşu tedirginliği, uçmakla kafesine dönmek arası o kanlı araf
bir adım atsa, adamın sırtındaki o "kara çocuk" ceketine sığınıp kederi bölecekti
bir sussa, koca bir şehrin enkazı ikisinin de kaburgalarını kıracaktı
yakasını kaldırmıştı o da rüzgâra, üşümekten değil, fırtınaya kapılmaktan korkarak
o adamı gördüm geçen gün, köprüaltı vapur iskelesinde
eskiden yakaları kalkık yürürdü, yüzü dökük
bir yalnızlık senfonisiydi sanki, paslı ve bozuk
şimdi sol cebinin üzerinde kuşlar havalanıyor
görmeliydin, nasıl da yakışmış üzerine sevilmek
o adamı gördüm geçen gün, köprüaltı vapur iskelesinde
eskiden yakaları kalkık yürürdü, yüzü dökük
bir yalnızlık senfonisiydi sanki, paslı ve bozuk
şimdi sol cebinin üzerinde kuşlar havalanıyor
görmeliydin, nasıl da yakışmış üzerine sevilmek




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!