Bu satırları sana yazıyorum…
Gece, şehrin bütün ışıklarını kapatmış;
rüzgâr, sokaklara ağır bir sır gibi çökmüş.
İnsan böyle zamanlarda anlıyor
kalbin gerçekte kim için attığını.
Ben anladım Leyla—
“Kal ya da git ama lütfen bana bir daha
belirsizlik zor deme…”
dedin ya,
ben zaten o belirsizlikte sana inandım.
Çünkü ben sana hep vardım,
henüz adımı bilmeden önce bile içimden geçen sendin.
İçimde yanıp sönen bir iz var şimdi,
ne bir ışık kadar aydınlık,
ne bir ateş kadar diri;
dumanı kalmış bir yangının son nefesi gibi
kendi küllerini avuçlayan bir karanlık.
Ey mâh-ı tâbânım, gönlümde nûrun parlar,
Her nefesin bir duâ, her bakışın bahârlar.
Adınla uyanır sabah, sesinle susar gece,
Kalbim senin isminde, ebedî kararlar.
Doğdu gönül ufkunda vuslatın mâh-ı tâbânı,
Aşkınla nûra gark oldu kalbimin her zamânı.
Yıldızlar gülüşlerle süsledi engin semâyı,
Her ışıkla müjdeledi vuslatın armağânı.
Sebeb sensin doğan her sabahımın,
Ziyâ sensin, gönül mahzûn, devâ sensin.
Cihân sensiz bahâr olmaz bana,
Ne varlık var, ne de bir cân, duâ sensin.
Gözümde her gece doğar hicrânın mâh-ı tâbânı,
Kalbimde kanar durur o gülün sessiz devrânı.
Çölde açar o gülün her yaprağı sırla dolu,
Dikenleriyle yakar, kokusuyla mest eder cânı.
Göçer gölgem fenâ mülkünde, rûhumdan gelir esrâr,
Tecellîden süzülmüş sır, ziyâsından gelir envâr.
Ezelden yazgıdır kısmet, nasîbin bekle sen dâim,
Hicâbın yırtmadan sabret, katından bak gelir dildâr.
Korkuyorum
Bazen aklımı yitiren bir rüzgâr gibi,
Bazen canımı çeken bir gece gibi,
Ama en çok
Gözlerindeki sabahı kaybetmekten korkuyorum.
Uzun zamandır suskunum;
sayfalar boş değil aslında—
ben eskitilmiş bir sessizliğin
içine bırakılmışım.
Bir zamanlar dalga dalga taşan o mavi öfkem,
şimdi yorgun bir gecenin kirpiklerinde




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!