(1)
Âlem kamu bir "gölge", hakîkatteki bir Râz,
Eyler dil-i bî-çâre, seher vakti Niyâz.
Kırmış feleğin çarkı, susup kaldı o Sâz,
Yoktur bu cihân mülkü, bütün lafz-ı Mecâz.
(2)
(1)
Ey gönül sanma ki boşluk, ye’s ü tenhâ sendedir,
Kâinatın gözü sensin, nakş-ı Mevlâ sendedir.
Cümle mahlûkât içinde rütbe-i âlâ sendedir,
Ol hakîkat bahrının bir katresi hâlâ sendedir.
Ey gönül, sanma bu âlem her dem sâdık yâr olur,
Her tebessümde görünen sanma ki dildâr olur.
Ben seni bekler iken âhım semâya nâr olur,
Yanar âlem, kül olur; aşkınla dil bî-zâr olur.
Gözlerin bir devr-i rahmet, bir hakîkat aynası,
Nereden bileceksin dedin ya bir zaman,
Ben sensizliğin her harfine dokundum o günden bu yana.
Rüzgârın yönü değişti, gül soldu,
Ama kalbim senin adında hâlâ ilkbahar sanıyor zamanı.
Biliyorsun, her gece dualarımda adınla başlar cümlelerim,
Kendimden geçtim, bulamadım beni,
Sordum kim bu diye,
Dediler mum gibi eriyip dondu yüreği.
Anlamaz onlar sebeb-i kederi,
Kalmadı mı artık soranı, seveni?
Bilemem yol uzun ve karanlık,
Geldiler. Kapımı çaldılar. Yüzlerinde eğreti baharlar, dillerinde bana biçilmiş yabancı sevdalarla... İçimdeki bu koca yangın yerinde kendilerine bir gölgelik, soluklanacak bir yurt aradılar.
Sustum. Onlara sadece sana yazdığım o şiiri gösterdim; hani şu sağdan sola, yukarıdan aşağıya okunduğunda hep aynı hasrete çarpan, her hecesi aynı zindana çıkan o dilsiz kördüğümü... Gözlerime baktıklarında sırrımı anladılar: Benim yaram, başkasının merhemine kanamazdı.
Biz seninle koca bir gökyüzüne niyetlendik de, sınırlarını ellerin çizdiği bir ayrılığa düştük Leyla. Neşterin bile aciz kaldığı o sızıda, senden başkasına yer yok. Biliyor musun; yarım kalmış bir türkü, son hecesi söylenene dek insanın göğsünde sessizce ağlar. Uyanamadığımız o sabahlar, yürümediğimiz o yollar, yaşanmamış ne kadar ulu rüyamız varsa; hepsi boynu bükük bir yetim gibi içimde emanetini bekliyor.
Sanma ki yoruldum, sanma ki bu bozkırda herkese kapılarımı açtım. Benim gönül dergâhım bütün dünyaya aşılmaz bir duvar, bir tek senin adımlarına eşiktir.
Eğer bir gece yarısı üşürsen bu dilsiz yalnızlıkta... Yaşanmamış o ihtimallerin ağırlığı kirpiklerinden taşıp da yüreğine damlarsa, dön gel. Gel ve kâğıtlara hapsettiğim bu çaresizliği kendi nefesinle yık. Eksik kalan o son rüyayı, kendi ellerinle tamamla.
Bunu bil ve öyle yürü gittiğin yollarda;
I.
Çekiyorum hükmümü bu coğrafyadan, mührümü söküyorum.
Diplomatik bir veda bekleme benden,
Zira bu, rızası alınmış bir ayrılık değil;
Bu, sınırları kalemle değil, kılıçla çizilmiş kanlı bir tehcirdir.
Haritaları ateşe verdim, pusulaları kırdım, sınır taşlarını un ufak ettim.
Geldi Ramazân, nur ile doldu cihân,
Rahmet-i Rahmân, âleme sundu ihsân.
Âşık-ı sâdık, secdeye erdi safâ,
Zikr ile coştu, nûra kesildi semâ.
Bir tren gecikti o sabah.
Sinyal karardı;
içimde uzun bir kırmızı yandı,
sonra sustu.
İstasyon sessizdi.
Bir gün doğdu kalbimin en derin yerinde,
Ne mevsim vardı o an, ne vakit…
Sadece bir isim fısıldandı içimde,
Ve ben o ismin yankısında seni duydum.
O günden beri hiçbir sabah sıradan değil.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!