ki deniz feneri
yüzyüze
sırt sırta
omuz omuza
ortalarında beyaz yelkenli
sensiz sadece görüntü...
kısa ömürlerin sonu gibiyim
yarım kalmış öpücükler kadar sorulu...
temmuz kentlerini unuttum
ve hiçbir yaz yeni değil benim için...
hınçla kıskandı uykuna vuran ışığı
karanlıkla içli dışlı yalnızlığım
olacaksan sen ol istiyorum tek ağaçsızlığım
lunaparkı terk edilmiş kasabası kurak...
seni her seferinde ilk kez görüyorum
tatlıca kirli olurdu kışlarımız
okullar çıkmaya yakın yanık pembe hüzünlü
yağmur yolu gözleyen yalnızlar gibi
pencerelerde gölge ve ses takipleri acı acı
dışarının soğuğuyla akşam karanlığı ahbap
kırmızı çantalı kıvırcık saçlı bir çocuk
derin kuyuların kardeşiyim
elvan elvan düş ülkem var gönül sokumumda
efsanelerdeki o hayta gizem
o içine sığamamazlık sağar uykularımı
gözlerindi tütünüm kirpiklerinle tüterdin
huylanır en derin yaraları katran tadında
düşlerde / kara bir leke gibi durur
mayhoş sabaha karşılarda
gözümden sakındığım
acılarımın sessiz sakin kilerinde
avazımın çıktığı kadar bağırdığımın…
yıkıntılarındayım sözcüklerinin
kızılcık akşamları dumanlar yığını boşluğunda
akşam küsmüş aya sabah güneşe
bir yıldızlar kalmış gözlerimde
yine bulutum kandı rüzgarına
yağmurum yolunu şaşıracak
damla damla ağlayacak ikindi
ama ben yanacağım...
yine umudum akşam sandı akşamını
çıksın yıldızlar ortaya
beni kendi halime bırak
hazanım senin biçiminde değil
keşkelerle yırttığım tüm sayfalarda
bir tek benim usul usul gençleşmem
zaman bohçam dağınık
gözlerinin tesadüfündeyim
ne ben
ne sen
hayata değil
hayat bize




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.