günler kış hüzün meyvesi ekşi mi ekşi
akıl gider eski şarkılara dalıp gider gözlerim
oturur düşünürüm kimbilir çocuk yüzünle
ağaçlara bakıp kırptığın kirpiklerinin tadını
unutmuşçasına attığım adımlarımda senin tazeliğin
uzak öykülerde solar içim kadehimde sıcaklığın uçarı
yenilendim uygun görmedim eskimeyi hiçbir anımıza
ben yıkık köprüler gibi unutulmuş olsam da içimdeki keskin
ırmaklarını unutamamamın diretmesi bu kar neşesi bu eldiveni
bu ruhunun ellerime geçişi öyle neye dokunsam
seni de değil ruhunu okşar tümden kabuk bağlamadan yaralarım
ruhundur ellerimdeki eldivenim
sabahı zor ederdin ince sahici bir yapışkanlık burası
gözlerimin içine bakardın bazen gözlerimiz sevişirdi
doyasıya bir doyumsuzluktu sabahlarımız ilk çaylarımız
tedirginlik girerdi aramıza bakışlar öncelikle flu sonra sonrasız
elbiselerine bakardım baktığıma bakardın başkalarına yalandın
ama başkalarının yalanı değildin en çok benim doğruluğumdun
kaldırımlar ayaklarıma isyandaydı
değişik kentler aldımdı koynuma
sabah erken uyanmalar
maviliklerle sözleşmeler
en katı filozoftan daha düşlü
daha düşünceli
budadım ömrümü sarhoşluğundan
ayrılarak açık mavi kıylı bir kalabalığın
ortasıdan
bir sen kaldın sonra anlamında herşeyin
kendi kanatlarına yabancı bir martıya
kauçuk ağaçlarının altında avuçlarımda şavkın
boş çay bardakları gölgeleyemiyor
kabuslarımın en güzel trajikomik gerekçesini
yanımda olmadığın anın kendinden korkmasını...
kekre öğlen sonları halsiz ve sakar adımlarım
yaşamanın kendisi boş işlerle uğraşmaktı
boş işlerle uğraşmaksa yaşamak
ağaçların ne zaman büyüyeceğini düşünmek
çırpınışını bir balığın
kalbimdeki yaranın kovuğuna
inci mercan dizeler yollamak
siyaha bandığım ah o korkaklık
son dansını edemeden yıkıldı bedenimde
sert bir sarhoşluktu
oysa bu çocukluktan ibaret sandığım
geveze akşamları boşladım üstelik
her anım omuzları çökmüş alaca şimdi...
karışık bir basitlik hayat
aşk dolduruşa gelir ölümle
dol dol ağla
güncel beğenilerle harcanır aşk
ürküt acımasızlığı arayarak gökyüzünü
sırf çaresiz oldukları için sev serçeleri
bulutlu uğultuları diner ömür sokağının
yağmur soğuğu yemeyi unutunca düşlerin
sahnede perdeleri çekilmiş pencereler
buğulu atmosferleriyle yıkarlar
bütün acı duvarlarını...




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.