arsızdır dönüşsüzlük
yürünecek yolum yok
kayacak yek yıldızım
sonsuz bir arzuyu
başka bir sever imkansızlık
göz kırpmasız
hicrandı
fısıldaştığımız akşam rüzgarıyla
İstanbul uzakta
sinemalar avutmaz gönlümü
tiz sesli bir cigan gibidir özlemin
eski bir anı haykırır içimde
bohem takılırdı gözlerim göğüne
kırk ikindi yağmurlarının okşamasıydı ağaçları
günlerin tortulu akşamsılığı
aynı yörüngede eserdik baş göz edilmiş acılarla içkin
ölümle mayalanmış yaşamlardan kusursuz demlenir bu aşk
zaman yağmur sonrasızlığı toprağa ve buluta tutkun
kan renginde sıcağım yüzünde
delirircesine okuduğum gülüşünde
yasaklandığım kendi romanımın
en koyu gölgeli
yağmurlu bir öğle sonrasında
tılsımı ıssız cümlelerinde
akdeniz güneşi ezik
rüzgarına gidişinin
bütün saatler gittiğin saat
bütün Adana gittiğin o sabah sislisi Adana
anılar acımasız yumruklarıyla toz eder
boğazımdaki hırçın kayalığı
izleri kaldı
bugüne getirdiğim acıdan çoktu
deniz türküleriyle uğurladığım saçlarının kokusu da
aynı sabah aydınlığını beklemenin güzelliğinde kurulan
uygarlıkların soluğuydu...
I.
sayılı günleri kaldı şarkımızın
ağız tadıyla uğurlamak kısmet olmadı ömrü
albümler kayıp eski karton kutularda
naftalin kokulu kumaşlar
kahkahası nasılsa ortasından kesik
adımları her yöne yarım
bakışları ancak kirpiklerinin ucuna kadar
suçsuzluğuyla suçlu
şarkısını bir kendi dinledi
ve tek kendine söyledi




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.