çığlığıma karışan dudak payıydı aradığım
çokların ortasında azgın özlemlerin yokladığı
parmak uçlarımla sınadığım gün tülünün tonlanışı
donuk yangınımızın bu son sahnesinde
konuğuydum bütün yalnızlıkların
yalnızlık da azalırsa ölürmüş insan
sürgün verdim yarınımıza
düne sürgünlüğüme bakmadan
gençliğim esir eder gövdemi
soluşuna
yürüyüşüne
ardına dönüp bakmazdı birlikte dinlediğimiz şarkı
bir zamanlar kusurlarımızı görmezdik
bakışlarımız batasıcaydı öykülü öykülü
tül perdelerin ardında ağustos oynaşırdı
şarkısız kalmazdık arkadaşlarımız vardı
paylaşılan her ses şarkıydı bize
eğri büğrü uzanırdık çimenlere
I.
dumanlı soğukların ardında kaldı ayrılık
dışarısı da olamadık içerisi de sıkıntının
çocukluğumuzu alıyoruz her gece koynumuza
bu haziran da büktü boynumuzu
dağıtırım hüznümü yorgun kuşların kederleriyle soluklu soğuk
kentin ana caddelerine insanlar dolar duraklarda telaşlı bekleyiş
korkuların da ötesinde yaşamda kalma tutkusu sarar binaları gri
güneş seker yüzlerden o buruk beyazlık acıtır üşümüş duyguları
ağlatan bir yalnızlıktır serçeler kırlangıçlar kışa hazırlanır gibi durgun
samimi olmak gibidir ölümü istememek belkilere bırakmak düşüncesizce
eski günler olurdu senden sonrası
ay parçası bir çocuğun en sevdiği şaka anı
gün başlangıçlarına köprü olan acının kekremsiliği
eski filmlerde kalan masumiyetin kabullenmesi
bütün sonları...
haşır neşir olduğum bu öylesine akıp gidişte
bıldırcın sürüleri gibi gel
doldur bütün takvimlerimi
fırsat vermeyelim zamana
yalnızlıklarımız da sevişsin
yatağında tutkularımızın
siyah bir akreptir ellerin
bilmez miyimmm…
değdiğin saçlarımda solmak bilmezdi
ah o anarşist orospuluğun
çocuğumuz olurdu da apartman sakinleri
pencereleri keserdim yanında bir de
şehirlere sığmayınca iç sızım sabahı geçkin
eski zamanlı rüyalar görmeye başladım ayaküstü
kalarak ayak altında fark edilmeyen bir çiçek gibi...
suçsuzum öğlenleri güneşi bile görmedi gözlerim
ama saydım tek tek kirpiklerini...
bir yalandı ağız tatlarımız gibi
ilk yaz fırtınalarının sırrına bir uçurtmalar varırmış
bizse mahzunluğumuzla üstünü örtmüşüz hep meğer
dilbaz sevdalarımızın uçuculuğunun
en küçüğünden en büyüğüne
ölümsüz sandığımıza kadar




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.