maviyle gri karışımı bakışlarım
göğe eski bir şarkının hatırına bakıyorum
liseli aşklar umarsızlığı soluğumda
yağmurdan sığındığım ağaca sarılıyorum
akşama doğru üşür koşarım sağa sola
göğe duyarlı sanırdım ellerinin
dokunuşunu yanaklarıma
sanki bana dokununca
kanın bile mavi akardı içinde
'bana gök sana yer yeter' derdin
misafirdik kendimizde kendimize
yalnızlık ikinci bir kişi
gözlerimize sığmayız birbirmizin
yeri göğü dar ederken güngörmüşlüğü
tüm saçmalıklarımızın kalbimize
dağınık
şiir ateşiydi ruhumda ağustos
istanbul sıkıcı olgunlaşmamış daha
hayatın atar damarını dişliyorum
unutmak mıydı ki acaba bu kepazeliği?
beklemeni istemiyorum gün ışığını
beni dinleme çek git...
göl yüzlüm
biraz kıpırda
tutunacak ince bir dal bulayım umarsız dalgalarında
ömür hançeri dalamadan göğsümü
seni öpmek
eminim
sözüm yok kanılarına
yolum değişik dağınığım
anım anımı tutmaz artık
kararsızlığındaki gelincik
o ben değilim
sende birleşeceğim güne aşığım ben
kendimi tutamıyorum geceye sevdalı
farklı dünyalara yamalanmış sabaha karşı
uyanmak istemiyorum
ansızın hep çocuk
bir kendi ölümüne ağlamayan...
gün batarken ben sana ışıldarım
bak zaman nasıl geçti
paylaşmaktan kalmadı yüreğim sana
gri evlerin tütsülü şarkısı unuttu bizi
kestane saçlarını öyle yana yıkışın gibi
güneş sancısında batan günün
eski yağmurlar bitti
yemiş gözlerinden topladığım o serinlik
kıvırcık saçlarının bulutlanmış hüznü yok artık
eski yağmurlar bitti
akşamları huzur dolu çay saatleri
harfleri kuruttuk
sana yetmez çizgiler
belki mavi çok çok yemyeşil bir sarı
zaman durdu
saatler müzelik söylenti
aştığın çağlarınla beslendi insanlık




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.