geçmiş akşamlar gri mi desem lacivert mi
bir dansözün zilleri rakseder gibi yıldızlarda
kabataslaktır ölüm yoksa peyzajı ömür mü
sen zor tesadüflerde tiran kolay kaçışlarda
serseri bulutlara oturmuş ben gündönümü
sözcüklerim dağılınca hayat korkusundan
sahipsiz bir ağıt gibi kaldın dilimin ucunda
özlemim bakir
yalnızlığım feleğin çemberinden geçmiş
senin yerine soğuğunu tattım taşın duvarın
sanki bir asır
seksi tutulurum yağmura huyum batsın
ömrüm aptal ıslatan
aşk ömürboyu habersiz yakalanmak yağmura
yağmura tutulmak dudaklarında gülüşün
tutuldum sana
çoğunluğu kahve rengi dağ sırtları
ve uzak köyler sessiz okulları
kendi halinde mezarlıklarıyla
kalbime doluşan peyzajı balkonumun
marmara gökleri hüzünlü ve gri
aramızda anadolu varsa
kıyamadığım olur kirpiklerin göğe kalkışı
boşa maviye uzanmaz hiçbir anı artığı
ve tenime dar gelir yeryüzü
bu yaşama gerekçesinde yoksa rivayetin
caddelere adım adım bölüştürürken umutlarımı
uzandım toprağa göğümde sen
yağmur yedim sırılsıklam damlam
bir idim bir kaldım yüzümde sen
baht edindim gurbeti anam babam
sen bilinir söylenmezsin hınzır
sabah selamı ısmarladım gözlerinin buğulu duman sarısı yollarından
nazlı yardan haber yok turna sürüleri çağıldar yarama sakarya akar gözlerimden
sırrını toroslar mı bilir kaçkarlar mı hikmetinden sual olunmaz ölmem gerek yar saçına bağbozumu
darmadağın suçlarımla bağışla yıllarımı
gelemem kendime sendeyim kalem kağıt
kalem kırmışım ömrüme umutsuz sayıklamalarımı
tanığımız olan tüm aykırılıkları acımasız dağıt
gençlik gibi yok dünyada ölüme mahrem
Az/Fazla
ince cılız kolları vardı
o ağaç bizim evimiz ocağımızdı
dağılan saçlarından topladığım
yaprakların her biri ayrı bir öykü olurdu




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.