su berraklığı istemedim senden
belki birazcık bir şarkı kırılganlığı
hakkımız değil miydi ki çaresizliği
bir ezginin yalnızca ve yalnızca
bizim ayrılığımızla var olmuşluğu
dudaklarımda bıraktığın bu en büyük alışkanlık
ay vakitlerinde eskirken kent
yarı aydınlık bir açık renktin
seni görmedim hiç çünkü
tanımadım
yokluğun bile yok
sen yok musun? ...
gecenin ortasında bir köy
yalnızlık uyumsuzluğu
uyumsuzluk yalnızlığı
yıldızlar isyankar geceye
köy beyaz bir taş
yıldızların asi çocuğu
ertelenmiş tüm yağmurlarımı
sereceğim ayaklarına
çocuksu güleç fakir mi fakir
sevdan bende hayallerimde
uçan bir halı eteklerinde özlemlerimin
bulutlara bakıp bakıp
seni hep sabah yağmurlarıyla anımsıyorum
üstünde yeşil yağmurluğun
dişlerinin bembeyazlığıyla
saçlarımız çamurlarla dost
sapı kırık şemsiye evimiz olurdu
sınırlarını çizemem güzelliğinin
yağmurdan kaçmak belki
sığınmak kuytularına sıcak deniz maviliği anımsayışların
her cadde başında gidişinin yorumsuz delirmişliği
her köşede annesine ağlayan çocuk yalnızlığı
sırra kadem basar sessizliğin yortusu içimde sensiz
gün yarı ışıktı
yolun tanıklığı an kesiti
kimse tanıyamaz yüzümü...
geçip gittiğime
sadece pencere önü çiçeği alışık
o da ben ben olduğum için değil...
bugün öğlendi
gözlerimin kılcal damarları
bir güz bataklığı kadar gündüzlere küstü
serin ölümlere alışmak istemiyorum anla
ben uykusuz ölmeliyim
tanrıya sana taptığımı ispatlarcasına
başbaşa kaldığım sırasızlığımda çisentisi hayal meyal
kar çiler havada keskin duman kokusu hayırsızlığın
dileklerim yüzüme çarpan sadeliğine kahverengi günler
en büyük demagojidir ölüm kendini bilmeyene esinlenmemiş
asık suratlı akşam kadınları biraz ucuz parfüm çok çok
güdüsel boşalmalar
günlüğüm oldun
yazmakla bitimsiz
dağınık dünyalarımın derleyicisi
gecesi derlenmiş rüyalarımın
rüzgarı yoran o saçlarına takıldı hecelerim
sar beni kumral ormanına




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.