suyla şaka olmazdı hani
içimi kestin dokundun kınsız
ölümlü dizeler çaresiz kalemimde
sanki kentte ben çıktım
bulanık suda sevi avlanmaya
sanki belalı bir ispattır ölmek
çaldın gözyaşlarımı
aktım su gibi sevda çölüne
fır dönerdi içimi sana dökmemde acılar
sokak sokak ıslanırdı saçlarımız çocukça ağlamaksılı
aksak fırsatçılığında
aşkımızın yanında sığ kalan ölümün
etekleri tutuşur baharın sessiz isyandır susuşum
sakince yıkmaktır beynindeki ayrılık duvarını
birlikte düşünmektir bir şeyleri aşk peynir ekmek bölüşür gibi
ben seni bir bardak suda fırtına
içimdeki ormanda çağcıl yangın
insancıl başkaldırı saydım yırtık sayfalarımda
şiirleri yırttığın gece yıldızlara bakıp ağla
büyüttüğün sevdanla bırak herşeyi gel
harcadığın yıllarımla saatleri ölüme ayarla
tanımadığım yüzlerde kasırga gözlerde sel
efsaneler kabarıp süzülürdü içinden içime
başka gündür senin olmadığın
zorunlu acılar kadar
gözümde büyür zaman
doru taylar gibi hızlıdır ayrılık
sonbaharın örsünde dövülen
mağlup olmuş orduların sessizliği seninle şarkımız.bense kavuşmalara öykünen son savaşçı.namludan çıkan son kurşun gibi.bir daha hiç yükselmemek üzere çekiliyor denizlerim.
şarkıların bölünüşü bir daha hiç haykırmamak üzere susuşudur belki hırçınlığımın nedeni.seni içimde öldüremedim affet beni birtanem.
sensiz akşamların yırtıcı yıldızsızlığı artık koymuyor inan.yıllara inat koyu hülyaların içinde çocuklar gibi koşturuyorum hala ve dün gibi gözyaşlarımın tuzu.samimiyeti,sıcaklığı bana hiç bakmayan bakışlarında gördüğüm an hayallerimdeki rengarenk uçurtmamı kaybetmiş kaçıp izbelere saklandığım anılarımın yorgunluğuna yenik düştüm biliyorsun.
yağmuru sevmiyorum artık çünkü sen hiç olmadın gökkuşağının aldatıcı anlamında.ve bulutlar ağlamadı bizim için hiç.
sabahı durularım
incecik kumaşında gömleğimin
kokunu alsın diye yeryüzü
sen tenimdeki sancılı ezgi
sen damarlarımdaki acemi pınar
kelimelerim sana hazırlanır her sabah
kurgu balkonumuzun göğünde
dört dönerdi kırlangıçlar
acı çekmek uykuya dalardı
ben kelebek kanatlı harabolmuşluğumla
bilinmesi tüm zamanlarda mümkünleşmemiş
öyküsüzlüğüme yanardım
bu gece sanki ellerinden ölümüm olacak
serin bir haziran uykusuna yatmak gibidir sana ölmek
senin için ölmek
ben bu kangren hüzünlerimi çıkarsam ortaya koysam
boş yer kalmaz evrende
silik
kaçışırdı saçlarının her teli kardan
uçları kıvılcımlı berrak kokuşlu kar sabahı
uykulara dalar toprak biz oğuştururuz ellerimizi




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.