yağmurlar biriktirdim sana
sarnıcında çocukluğumun
o kapkara yüzünde dut ağacının dalları mı sallanır hala
geceleri değer yüreciğime
yıldızlarla beş taş oynuyorum şimdi
yakar topta yanıyorum aşkınla
1.
eski kışlardan kalma yoksunluğumdu kent
yaban kazlarının son sesleriyle
sokağından ayrıldığımız...
soluk almaya vaktim olmazdı
göğün güzelliği izin vermezdi
kendime alıcı gözle bakmama
insan bir bakışla da olsa tutunmalı
soğuk akşamüstü yağmurlarının
inatçı hır gürüne...
kendimi nasıl kandırıyorum
bilmezlikten geliyorum
bedenimle savaştayken
özlüyorum sesini de
söylemekler fışkırıyor gözlerimin bulanıklığından
biyografik aşkım olsaydın keşke
Son Çiğ Damlası
yolları tutmuşsun gözlerinin kaçamaklarıyla
attığım her adımda çiğniyorum ezip geçiyorum
devamı yok devamsızlığımızın
olmaması gibi sonu gidişlerinin
bana bıraktığın gökyüzü sevdalı akşama
sıradışı ölümdür bir şaire yakışan
o sana bıraktığımdır sabahlı yerli yersiz
saklanarak şarkı söylemektir aşk bulutlara
sıtması tuttu işte büyümemin büyümeyeceğim
küçüğümsün hala çünkü
ve ellerim kollarım bacaklarım
hayata bir başka detone
yalnızlık bir tek solfejim
gözlerimin bu bereketli parodisi
nasıl eski bir demden düştüyse gölgemiz
ayaklarımız bundan öteye gitmedi
eski adlara bağlandı yalnızlığımız
yağmura çerçeve yaptık ya göz kapaklarımızı
gözyaşlarımız ayrılığa müzmin hapis...
biz mevsimleri ayraç yaparak her sevişimize
akşam olurdu
mahallenin daracık sokaklarında kahkahalarının gölgesi
duvarlara dokunmak için koşardık
ilk önce kim dokunacak
ağabeylerimiz duvarların içine tıkılırken
biz duvarlara dokunma yarışında
beynime çizdiğim kırık dökük notasız ağlayış
mayası aşktır hayatın desem bekler misin
ölüme hayata desen çizsem yalvar yakış
yazmadığım vicdansız şiir yoksa sen misin
tabiri caiz değil dilimin ucunda olsa da adın




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.