kavrulmuşuz kum fırtınalı
yüzümüzün yanık iklimiymiş sevmek
sen gizli gizli iç çekerek
bense güpegündüz şiir çerçeveli
aynı sel yatağında ıslanmışız
uslanmadan tenimiz
yaprakların karaltısında çay içtik sessizce
uzaktan insan sesleri geliyordu maceramıza
gök gürültüsüyle uyandık ya bir kere ihanete
denizin iyot kokusuyla gelen haberde kulağımız
kalın bir öksürükle sarartınca dişlerini cigaran
bir vapur kalktı gözlerimin altından
üstüne deniz damladı
güneş bizi yakalayamadı
sen beni göremedin
ben seni tutamadım
bir çocuk düştū yüreğimin balkonundan
özledim gülüşlerini
birini daha çok
her şeyi bıraktım
onun derdindeyim şimdi...
belki birgün aşk kendini yok eder
ayağımda tarihin yükü kuşların seyrini izledim bin yıllarla
göğü merak ettim indim denize
gezdim dünyayı arşın arşın izine rastlamak için
kör kuyular misali adressiz yerlere su taşıdım bitimsiz
omuzlarımda ölümü düşünmenin ağırlığı daima
tanıdık aşklar yetmez derviş beyinli örümcek yalnızlığıma
saçlarım ağardıkça değişiyor gündüzlerin şaşkınlığı
kaldırımlar zakkumların harcında uysal sarsak serüvensiz
ve ancak arzulu çocuklar anlar derdimin saflığını sorgusuz
kalbim gereksiz yanıtlar yorgunu balkonunda loş yokluğunun
soluyorum güncelleşerek caddelerde tumturaklı şapşal
tek düze ve pısırık intiharlar yakışmaz başımdaki belayla
ilkbahar geldi karşılamaya yürüyüşünü
yüzünde kar yanığı gül dikeni çiziği
ben her gece siz uyurken
kaldırım taşları üzgün bir dünyanın
doğum sancılarını çekerim
severek bilerek isteyerek
işim bu benim
ve anlaşılmaz olmalıyım elimden geldiğince
sakar duygularım mı incitti
yoksa kabuslarımla mı dokundum
rengine yaprak
söyle...
çocukluğuma benziyor
hadi
kabuslu suçlarla doldur ceplerini
benden
bana...
aynı kolunun aynı yerinden
iki kez öptüm




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.