saplantılı kuşaklar oldum dağıldım yaşamına
sen gidince bedenim koyu gri acı desenli
matbuatımdır adın lugatimde sözlerin
ağlayışım yağmurlu istanbul sabahları
be anam sen romanlardan kısa alıntı evrenimde
bense ilk harfi seni sevmenin sonlanmamış
sokaklarım hâlâ pus halsizi
ışıklardan huylu böcekler de yorgun
minderde uyuya kalan çocuk soğuk
elimi uzatıp bir şey demeye kalksam
kuşkulanır sonrasızlığımdan...
ilkyazdan kalma bir ömür serpintisinde
sokağın bitiş anını gözlemeksin...
bakmayı unuttuğun göğün yüzüydü
boşluğuna oyuncaktan ölümler dizdiğim
doğal abaküsüm gördüğüm...
ömrüm bu sen misin? ...
kara toprak ettin
kırk yılımızın acı kahvesini
çünkü canımın ellerimde akışıyla
dokunduğum an tüm devrana
ayrılığı bile uzak bir sevda oyalıyor
yağmurlar biriktirdim sana
sarnıcında çocukluğumun
o kapkara yüzünde dut ağacının dalları mı sallanır hala
geceleri değer yüreciğime
yıldızlarla beş taş oynuyorum şimdi
yakar topta yanıyorum aşkınla
1.
eski kışlardan kalma yoksunluğumdu kent
yaban kazlarının son sesleriyle
sokağından ayrıldığımız...
son infilak bu
ilk gibi hazan
uzun ve yoksul ömür
kısa ve zengin ölümlü
ölüm...
bir sonu olacak bunun
ırak sahipsiz hiçbir ışığı kalmayacak öykümüzün
bütün gemiler bütün limanlarda demir atacaklar sonsuza
böyle eli kolu bağlı boyun eğmeden zamana
başlıyoruz işe
başlıyoruz içimizden bir dilek tutmaya
uzun çığlığını anladım
kış
kısa konuştum seninle
susarak uzun
işte ömrümün fırsatı
akşam bulutları çökerken
Son Kar Çılgınlığı
yanımda yoktun yürüyüşün vardı
yakınlığını aradığımca yaprakların boynu bükük
caddelerde kıpkırmızı göz uçlarımla bıraktığım
bıraktığım o yıllarımın buruk tortusu




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.