sende bulduğum ışık
yanağına dokunan güneşin güzel yanıydı
en güzel ikindisi yorgunluğumun
gidebileceğim başka bir yer yokken
ölümün kendi yağında kavrulmasından başka
hoşça kal ediyor susuzluk
yıkanıyorum güneşinde sırılsıklam
uçup giderken son neferi suskunluğumuzun
soluğundan öpüyorum kargaşalı bir zamanda
yalnızca doğru ve erken ölmek için
ne kendime ne sana hissettirmeden…
beni mi çağırdın
şarkımı çalan kim
gülme üstüne parçalanmış edebiyat
boşuna herşey tüh kaldım sensizliğimde
içinde olsam dışım olursun
dışında kalsam içim
tercihlerini sana bırakıyorum
vasiyet burukluğu mavilerimde
mirasyediyim acılarına
kapı komşun olsam külüne muhtaç
yedi kat yabancın olsam özlem yorgunu
rotatiflerde serçelerin kavgası
sensizlikten ölürsem
zamana yakışır sonum
ümitsiz bir sebepsizlikten
gitmediğim için hiçbir yere
yıldız saymaktan yorulmuyorum...
yuregimiz terli terli
su ictik gozlerimizden
hayat bizi hasta etti
birileri cikti "ask"
birileri cikti "olur gecer"dedi
birileriyse hic cikmadi
evlerim üst üste yığılı
temmuz da süpürmez ki sokakları
güneşle kırıştırır acımtraklığı öğlenin
türküler de eskir
annelerin yüzü buruşur
ayaklardan başlar iğnelenmek
eski kış gün batımlarını özlemek gibiydi
gölgemde sesini aradığım habersiz yağmurlarda
umudu aldatmak düşlerimden akşama bulaşırdı
her şeyin arasında kalmışlık daha da sessizleşirdi
ama bu ikimizde değildik...
ölü saatlerde sönmüyor ateşi
taşra sesli eskimemişliklerin
devrik aşklar terkisinde güneş
şaşkın bir pazartesiye benziyor olmalı
arşınladıkça uzaklığa dönüşüyor yol
aklımda kalan son yağmasıydın sabahın
içimin ölçüsüz üşüşmelerinde
hayata bakışlarına
güler yüzlü diri bir yıkılmak
bu kavganın sonuncu lakabı
gecesinde her vedalaşmadan yaşananın




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.