saçaklanır şehir uzak eskimiş
ışıklanır kötülük sinsi
sen deniz ötesi ülke
ben hevesi kursağında
saçlarının mutluluk ülkesine al beni
benimle aynı yola bakarken yaşadığın gönenç gibi
evlerimiz sarıydı
yapraklarımız güneş kızarmışı
seni bıraktım
Uzun bir yağmur girdi aramıza
Sokaklarda ince tebessümün kaldı
Hicaz bir fısıltıyı rüzgar
mayıs kırları saçlarında pastoral bir mırıldanış
martılar kadar avareyim körebe
hayat köşe kapmacasında tutulmuş tüm köşeler
sen oradan oraya savrulan ay tutulması hicransız sanrı
ben yerinde sayan güneş tutulması köşye kısılmış bir akdenizli
çukurova yanığı akşamlarda elgin yıkardık güle oynaya yüzlerimizi
anı kırıkları batarken böğrüne gecelerin
sayıkladığımız anların yorgunluğuyla düşecek
son yaprağı ömrümüzün...
çaresiz ayrılacağız birgün tatlı bir kahverengide...
zayıflayacak su
saklı bir ömürdüm senlikte
ilan edilmiş ölümüm şimdi
ben hep senlikte sensizdim
kendimdeki senleyim benlikte
ruhun mu yasak bana
saçlarının dağınıklığımı söyle
toplar acılarımı bir yerde yürüyüşün
yan gözle yanımdan geçip gidişin
hangi yanardağdan aldı ki ateşini yüzün
hicrandı
fısıldaştığımız akşam rüzgarıyla
İstanbul uzakta
sinemalar avutmaz gönlümü
tiz sesli bir cigan gibidir özlemin
eski bir anı haykırır içimde
ortaçağ karanlığı akar nehirler sen yol önümüzde
krallar ihanete odaklı
iktidar hırsı
poyraz mı attığın tokat zamana
lodos mu bilmem dalga dalga gözlerimde
anımsayışın hırçın kabalığı bu zorbalık
yenilgiyi tat sen de herşeyi tattığın gibi
hızlandı bulutlar bulutlar ne hızlı
düşünmek ayrı bir iş ayrı bir meşgale seni




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.