yollar çamurlu
aralıklı ağaçlar okşuyor seviyor saçlarımızı
üşüyen ellerimizi burnumuzu
“kırmızı ayakkabılarınla şubat’a meydan okurdun…
düşler gerçek olduğu zaman üşümem” derdin
geldim bak
eylül'e rağmen
hüzün yumaklarını çözdüm de geldim
arkadaşlarımı arkadaşlığımı
bıraktım yaz akşamlarında
şimdi zavallı
geldim baksana bak
yak kalbindeki gül solgunu anlamlarını bende
melodiler bizim için seyahatsiz yalnızca bizim için sesler
ayaklarımızın dibinde yeryüzü
öpüşlerimin tuşlarına dokun en güzel şarkılar bizimdir
yüreğim mendildir gözlerime
sana bakınca ipek gibi dolaşır kan
ağlasam yeridir
ama ah o tanımsız eflatun an...
kendi yaşayamadıklarımla
ayak basıyorum kuşatmalarına
ilk gençliğimde kaldığım kadar
sen yaprakları fark etmeden yürüdün
sensizliğime acıma
acımaya acı
kendin için...
yüreğindeki yalnızlık benimdi
mutluluğun senin
benim yüreğimse sesiydi selvi ağacının
sen fark etmedin selvi ağacı fark etti
sana seslendi gecedeki karanlık pencerene
geceydi gölgesi sevdamın
1.
koynumda oynaşan martıyı
pencereleri ölü gözlerine benzeyen
apartmanların camlarında kaybedince
sana en doğru yalanımı söyledim
ben her şehre en geç inen yolcu üstüne üstlük
en doğru yalanım sevmek sinsice takip etmek kalp atışlarını
açığını yakaladığın an hiç durma yüzüne vur
sevmek nedensizdir günün doğması gibi
çıkarsız batar akşam bulutları gurbet sancılı
dalgınlığının kılcal damarlarıyla
kesildi temmuz öğleninin bilekleri
kollarından tutup bütün yaz düşlerini
sermek isterdim mahmur gözlerinin dibine...
koyu dokunaklı bakışlarınla sırtımda dünya
üşümekten ağlardık
sen dalları çıplak ağaçlara sarılırdın
ben senin o yokluğa sarılma samimiyetine
sen dumanlı akşam kokularına mecbur
yoksunluğumun çiçeği
tüm çizgilerimin üstünü çizdim




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.