kördüğümlü susuyorum
göremiyorum ya saçlarının
kirli bozkırlı öpüşmelerimizde harlanışını
iki gözüm iki sabır kuyusu
ama sen konuş...çözülsün buzlarım
konuşursan belki alışırım hayata
duraklarımda küser
okulların dağılma saatinde
akşam kendini mutlu evlere hazırlar
son serinliğiyle kış
yalnızlığında direnir
köprüleri vardır beklemelerin
kendine döner silahlar
sen boş bir kahkahasın olmazsın sokakta
günah şehveti ağır hava kentte
ben şiirde ve öyküde kopuk
nasıl deme bilinmez acının misafirliği
yürekte biter herşey öfkem ekmek kuyruğu
bir sokağı geçmeye doyamamak gibi
bendeki bakışının son anında
şu kekreliği yarım tortu...
kaçırdığımız bu yağmur
pıhtılaşırken ani uyanmalarımda
kalabalıktı pazar suskunlukları
ve içten içe amansız bir hastalık gibi
bastırırdı hüzünlü uyumsuzlukların
göğün içini boşaltmışlıkları
boğucu
şimdi
kar sessizliğini özledim
pencerendeki
son tedirginliğine mi gitti ki aklım
hadi buyur bakalım
son ışıklar kur yapıyor hüzünlerime
sendeki sana buğulandım benle bendeki
tek suçum buydu hasta çocuk masumluğunda
istemem yaz gelmesin sonlarda bırak hıçkırıklarımın yaprağını
aşksız ağaçlar sarılamaz saramaz anıların yorgun iç çekişini
şarabi sevişmelerde birleşir alevimiz kızıl ve kara
istanbullaştıkça kayboluyorum sokağının bakışında aydınlık ve geniş
Koca Ayaklı Sakallı Serseri
temmuz da olsa fark etmez ağustos da
çay saatlerimiz buza kesmiş yakınlar ırak
ve şimdi dağlar daima karlıdır zaman ki düşlerdedir
kırılır
kendi kanımda boğuluyorum
kıtlığında yakınlaşma anı sözcüklerinin
kanımdaki ekmekte gözlerinden öte
çaresiz
ve ağustos acısı sular gibi
ılık bakışlarının rengi




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.