kalbim az bana loşluğuyla
karanlığım müzmin
kendinden emin ölüyüm
kezzap yüklüydü damarlarım
seni düşündükçe
alevler geçerdi içimden
soğuklar yeni bastırdı
çocuk öykülere dönme zamanı mı geldi
acı gülümsemelerle ara sokaklarda
dumanlar hülyalarımın oyuncağı
taze kül kokularıyla dolu üstüm başım...
her yerinde kaybolurum
“sen” denizinin çirkin albatrosu
ilk defa bizim için unutkanlaşır ölümler
tenin gözü döner halden anlamaz olur
sislenmemek telaşı tutar sabahlarımızı
sıklıkla geliyor yaz bu kapıya
yüreğim mahalle kahvelerinde gizliyor utancını
yaza yakışmıyor yalnızlığım...
küçücük evlerde büyük ümitler sararır
koyulaşır yeşili durgun sıcak yaprağının
ara yerde bir gün paresi
sert rüzgarla dalaş içinde
parklarda ilk sabah mahmurluğu olmalı
bulutlar kayıp
çocukluğumla kendimi avutuyorum
bir de ben yoksulum güya
kış akşamlarıyla kavga ederken rüzgar
hangi yaprak düşmüş sokağa diye düşünürken
eski ve temiz bir güzelliğin yanından geçtim
yalnızlığı bana benziyordu
gölgesi kendi halinde bir acıda anısız...
pencereler bu saatte kimsesiz bir çocuk gibi bakımsız
yakağanlar uyutmazdı her yanımız yara bere içinde
canımızın yanışını tanrıdan bile gizlerdik bahçemiz küçük
herşeyi unuttuyduk ölmek zaten kendi haline bırakılmış bir aklı selim
hayalimizde ah şöyle penceremize serinliğini yatıran dut ağacı
yokluk yoksulluk su serperdi gerçi yüreğimize red edilmiştik bu güzeldi işte
satırlarımız cayır cayır yanardı yazamazdım yeteneğimiz yoktu
I
kış ortası sarındığım soluk
yırtık yamalı çamaşırların kokusunda
çocukluğuma miyop evlerim
evet ben buyum
büyük ve çıkarsız uzaklıklar biler aşkı
sonra keskin kılıcı yüreğimin donuk bakışların
ama zamanı yenmişliğimle
savurganlığın doğurduğu unutmalarda olmayacağım
hiç
ayrılık anlarında gerçekten öldüm




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.