son kokuyor oda dışarısı artık yok sanki
her şey kısa aramızdaki ara hariç
kalbin durması her zaman ani
yüz yıl sonra da olsa
tanıdık bir duvar dibinde...
Uzun Cadde Şovalyesi
günü hatalarıma kurban ettim
dalga kıranlar boyu kargaşa çıkardım
mahşeri bir kalabalıkta haykırdım yalnızlığımı
Vahşi
düşüncesizce geçtiğim sokağı geçtiğim gibi
meğer hep unutmuşum seni
başka adlar altında...
yüküm ağır şaheser gözlerinin uzunlamasına uzanışı o
düşsel yer edici bir yerlere iz bırakan bile bile
yaşamı istemek gibi dokunaklı öykülere gebe
tamam bu dediğim vakit sadece benim olmalısın şarkı sen
öptüğüm göl sakinliği içteniçe aşık dönüşsüz biz
deli eder bilmez miyim saatlere tutkun yaşamak üstelik böyle vakitsiz
sınanırdım zamanla
ihtiyarlamazdı gelincikler
toprağı tutmayı bir tutardım seni öpmekle
terlerdi yalnızlık bile
kış bastırsa da kızıl kıyamet
içimin göğermişliği kurt gibi onurlu
savrulmak da içten
hem her üşüme son üşüme
sisli bir rüzgarla biter
yağmura elbise telaşında...
çare
tanrı gibi soluğu
her şeyi bırak bir kez olsun yüzüme bak
seyreyle kıyamet öykülerimin sensizliğini
son kozunu oynayan akşam üzerinin sarhoşluğudur her aşk
ve ölüm panayırları kurulur her dem her haziran sen günceme
kırgın pazartesilerde
kapılar sevmez açılmayı
parklarda ağaçlar inadına sevişken ve alaycı
komşu yakınlıklarıyla bulanır yalnızlık
suya taş atınca çıkan sesle avunmak gibidir
uzaklığınla yüzleşmek...
bulutların sunusuydu
çiçek tarhlarının üzerine
saçların dolansın diye anılarıma
terli alnından yeryüzüne
nokta nokta
bu noktasizlıkta...




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.