Gecelendi sokak
Toprak yolun tozu dindi
Dalgın gölgeler köşelerde
Evler birbirine dargın
Küskün ışıklar kıpırdıyor uzaklarda
özlemler bir kez daha yorgun...
kalbimin ırmaklarında köprü sen çocukluğuma
ay çiçeği açarsın mazi çölünde uzak türkü kokuşlu
mektupsuz ölmek gibi ufka bakmadan özlemek seni
git
ekim yağmurları griden koyu
git
gelme sakın
gelme bensizliğe
yitirdiğin uçuk bendim
kanadı kırık kuşlar barınır kalbimde
seni anlatır kentin daracık çocuksu sokakları
evlerde sandıklarda kitli yakıp yıktıkların
rezil kepaze bir tadı var
mecburi yorgunlukların
küçük küçük anlarla kaldık
hiç bir yolu sonlayamadık
karşılıklı birer çayın hatırında bile
konuştukça eksilmiş sözlerimiz
tamamlayamadan bile ayrılığı
kopmuşuz adreslerimizden...
kül rengi gözlerinin gölgesinde uyanmak
tatlı ve ılık
o kendinden emin nahoşluğunun derinliklerinde
zamanı anlayışla karşılamak bu
sonu gelmezliğin aklı yitik
griye kaldı işimiz
göçmüş gülüşler ardında gözlerimiz
ölümü de kabullendik oysa
o zaman bu acı hala neden
neden bu bir sonrakine telaşlı merak
bu mutsuzluk
kendime geniş içerikli bir yanılgı seçtim
bitmesin diyerek sana olan ümidim
sen
kalbimin son atışının ilk/yazı
kuşkulu gitmek isteklerimin safra sancısı
ve şimdi bütün demler kan tamlayanlı
akıl karı değildi dudaklarına dokunmak
yol kıyısı ağaçlarının
hele hele böyle bir de kış ortasında
ah nasıl da canımı acıtır bu isli koku
bir romans gibi canlanırdı yaprağı gülüşünün
şehir kendi yalnızlığıyla başbaşa
ben ömrüme bile iki kere yabancı
küçüğüm dinle beni
hiçbir eşiğim yok
yerim günün anım zamanım
yapraklar ağaçların gözyaşı




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.