tılsımlarınla dalış yaparsın rüyalarıma
kahve sohbetlerine açılır gözlerim ikirciksiz
elinden kaçırdığın o susuzluk benim kiraz zamanlarım
kıpırtısız koşar kuş çığlıkları kahırsızlığına bulutların
avuçlarının arasında iki gözlü bir sayfiye yeri var biliyorum
üstüme yorulmazlığımı giyindim utanmazlığımı aldım kollarıma
uzun mevsimler geçirmeye soyundum
başka türlüydü gidişin
yüreğimdeki eksik gölgeni
ömrümle yorumlamaya yeltendim...
bin kenti bırakacak kadar
iki deniz feneri
yüzyüze
sırt sırta
omuz omuza
ortalarında beyaz yelkenli
sensiz sadece görüntü...
sokak tortusu kalmış ağzımda
kalmak sokakta tortulaşmış
kalbimde demlediğim çayın buğusu
hem içeride hem dışarıda
gözlerimi her kırpışımda...
hasretim memedin anası yanmışım zeynebe
yüzyıllık çınar ayrılık
üstüm başım ağıt sıla
zaman harici herşey kâfiydi
aramak ve savrulmaktı sanki tabiat ana
şimdi ne zaman ne tabiat ana
hiçbir şeyi aramaz oldu özlemi aşmak
sen beni aştın ben seni özlem hepimizi
sonuçta aşmak bile anlamsızlaştı
oturduğun yer boşlukta
güz türküleriyle dağlanır
bir tek soylu yalnızlıkta
kar gibi sessiz ağlanır...
kimseler yoktu çoşkulu suskuda
ramak kaldı
tadına varacağım o sabah ışığına varmaya
sen bunu gecenin davetsiz misafirliği sanacaksın
bakışlarımın kıskacında
başında kavak yelleri esecek
ağlayacaksın
Rastlantı
maviler kirlenmiş
mavi bir kirlilik ihanet
iklimler kaçak
sonbahar son
seni yazmaya göreyim
huysuz harflerim
gözlerinin çağla tatlısı sesinde
hatmettim yaşamayı
kına sadeliği güzelim
bil ki tek yüküm gökkuşağı edalı uzaklığına




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.