ağzımda bahar puştluğunun sancılı tadı
ayaklarım kimbilir hangi sokağın derdinde
bilemeyeceğiniz bir sürükleniş güdüsü
şu bendeki süregiden
güneş mahalleyi terk edince biter erkek fahişelik
yorgundu kanatlar
güneş sarısına benzemek istiyormuşçasına
kaba saba gülüşüm zamana sarılmayı bırakınca
dinginleşti gözaltlarım
sensiz olmazdı biliyordum...
son adımımı attığım andasın
sorgusuzca buğulu akşam pencerelerinde
halsizce sararıp solduğum bu kuş uykusu
sobalar ev içlerine küstahken üstelik
üstelik gözlerimdeki fer damlacığı bulanıkken
uzak musonları yanağıma taşıyan düşlerle bir
yakıcı bir toz bulutuyla dolu genzim
düşlerim ışıldarken taşralı bir temmuzla
sarı elbiseli değil belki ağaçlar
gene de sahiplenmiyorsun sokağımın
yalnızlığıma katılmasına
ve aldırmıyorsun
nerde durup da düşünsem seni
orasıdır şehir
kuşlar orada sağırlaşır ölüme
ve sen hep
bu oyunun sonunda
arkana bakmadan gidersin
akşam alacasında
çocukça düştüğüm yanılgılarımla
gözlerim seni sevdiğimi anlardı
ben gözlerime inanamazdım
ben kendime benzemezdim
sana inanırdım
kuğular yüzüyor kartpostalda
arkasında senin yazın
boğulmuyor içimde sözcüklerin
batmayan bir gemi gibi dolaşır sesin kalbimde
gereksiz acılarıma selam söylemişsin
eksik olma
çehresi yıldızlarla kaplı
mutsuz uyanmalardan uzak
bütün sesleri yutan
yankısızlık...
dolunayla yaralanınca rüya
yaz sarısını boşladım gitmeden usulsüz
bir de bir eylül daha silik geçecek aramızdan
bulut tozu peşinde tüm zamana fit
kokusuz anısıyla bir istanbul gölgesi üzerimde ağır
sokakları uğultusuzken gözlerinin
bak bana...




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.