uzak sislerin kirli yakınlığı mıdır bu
laciverdi küflü bir köşeyi dönerken onu gördüğünü sanmak
yağmur aklımı almasaydı yeşili içmezdim acı acı
kendi gözlerimden
karanlığın üstüne su serperek geceye ihanet ediyorum...
yağmur otları ıslattı
ayağım kanıyor yerin soğuğuna
buz gibi bir sinema karanlığında
iki film birden izliyorum sanki
eskisi gibi...
eskisi gibi bir ağaç hışırtısına tavım
menekşem içine mi kapandın söyle
hangi pencere yetmedi uçsuz bucaksız güzelliğine
hangi güneş kıskandı üzerine titrediğimi
hangi ölüm özenle kıyacak hangimize ki
nazar mı değecek yosun çilesi saçlarına
sözcüklerim güvercin öpüşleriyle kondu mu gözlerine
ismin yarım şarkı karıncalı ezgi
çok kötüyüm sen ezilmiş kadın yüreği
kalabalıklarda kırmızı soluyorsun boğuluyorum aşkla gidişine
ben bilinmeyen sokakların erdemi
aramak esarettir ayrılık bir yaşam biçimi
düştüğün yerde kaldıranın olayım ama en çok yabancı
canı yanar suyun
sıkıcı yazlar çocuklaşır
o an
hangi düğümü çözmeye kalkışsam
kirlenmiş mutsuzluğum
suyu yüzüme çarptığım
odamın duvarında seni beklemek asılı
en son yüz ifademdir seni beklemek
hoş geldinlerine muhtacım yaban gülüm
yalansızım
yakın ağrım
uzak tınım
Anlaşılamaz bir coşkuda
Açıldı rüzgarın iyimserliğine
Kitabın arka kapağından kaldırmadan başını
Gülüşünü fikrinin inceliğine bağladı
Bu dedi bu
Tarihe baktığımda oluyor böyle
ay ışığını içtim sorgulayarak güneşi
yıldızlardan şahitlik dilendim olmadı
dalgalar hırçın denizlerin seslenişi
okyanuslarla konuştum duyan olmadı
çocuklu mutluluklardı
kumrulu mahalleler
ve ilk balkonlarla oynaşan
şefkatli dallarıydı ağaçların
sessizliği bile içimde
seni sen sandığım günlerin...
Olsun Bakalım...
dalları sivri dilli oluyor
yalnızlık yollarımda
kış ağaçlarımın...




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.