kahve tadında şekerler yerdik
pencerende bizi anlatan aydınlık
saçlarında aklın gibi pırıl pırıl
ben senin imkansızlığına bile vurgun
saniyelerimi sana adarım bil yalvarırım
bana tattırdığın acıların güzelliğini bil
kahve rengi hüzünlerle gelir akşam kuşluğu
bana bir gün daha bağışlasan sevgilim n’olur
üzerimdeki bu salt haziran ağlayışlı boşluğu
gözlerimin havzasından bıraksam da olur
bırakmasam da
karışık ağrısı rüyada bile
incelmeye çabalı
dışarda odur kırma sesli
ve son güneşli pazar istiyor...
böyle sözcükleri de kırıp kırıp saklasam kışa...
çatılar da soluk
yağmuru gecikmiş bir şehirden fazla mutsuz
zamanıma bulutlarla renk oyunları yapmadan
fısıldamıyorum seni kendime...
çıplak dallar uzatıyor ya tanrı göğsüme
sokağa çıkınca daha iyi anlıyorum
adımlarla çizilir bir hayatın anlamı
ara sokaklardaki telaşla başlar dağdağa
en ufak çıtırtının bir yeri vardır
düşlerimizde
hayatta olduğu kadar olmasa da...
nedenlerimi uyuttum
seni unutacaktım
bütün sonuçlarımda karşıma çıktın
nedenlerim beni terketti
sonuçlarım nedenlerimi
bense seni terkedemedim
aramızdaki sır yakışır en çok yanlış iklimlere
göçmen kuşların sesiyle taşıdım seni hep bir yerden bir yere
kiralık cevaplarla yitirdik birbirimizi başka diyarlarda
sorusuzluksa ev sahibi ölümün ölüm de bambaşka
ölümün ev sahibidir sorusuzluk
ille de akşam akşam
bu ne demdir
akşamcı yıldızlara hazır
içimden geçirdiğim o şarkı
ışıkların derdinde
ve ben göz kırptığım bu son acıyla
yürüyorum yabancı bir kaldırımda...
sıradan bir eskimek değildi
apartmanların kente tepeden bakmaları
aklımda yorgun çekirdek gözlerinin yumuşaklığı
hayatı üzerime yorgan yapıyorum
kuru sıkı ölmek yakışmaz hiçbir şaire
kedere benzer kırıklar olur da içimde
yağmura saklandığımız o deniz kıyısında
köpüklü sular taşar gözlerimden
özlemiyle tutuştuğumuz
yaprakları yastığımıza bulaşmış ikindide...




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.